Toplumun sosyal ve kültürel yapısı içerisinde zorunlu olarak ortaya çıkan meslekler toplumsal iş bölümü ve ihtiyaçlardan ortaya çıkmıştır. Meslekler de tıpkı insanlar gibi doğmuş, gelişmiş, yaşamış ve süresini tamamlayınca kaybolmaya başlamıştır. Kaybolan mesleklerden birisi de “arzuhalcilik” mesleğidir. Toplumda işlerin düzenli yürüyebilmesi için herkes bilgisine, becerisine, yeteneğine ve eğitimine göre bir iş tutmak zorundadır. İnsanlar yaptıkları işlerle de toplumda değer ve saygı görürler. Her şey gün gelir değerini yitirebilir, ancak sanat ve meslek değeri hemen hiç eksilmeyen bir servettir. “Sanat altın bileziktir.” Ünlü yazar ve şair Rıfat Ilgaz’ın “Altın Bilezik” şiirinde ifade ettiği gibi “Paslanmadan elde altın bilezik/uygun bir iş bul kendine.”
Arz-ı hâl, Arapça kökenli bir sözcük olup halini anlatma anlamına gelir. Bu kelimeden türeyen ‘Arzuhal’de hali anlatan, söyleyen, yazan, bildiren anlamları taşımaktadır. Arzuhalci ise hali, durumu, vaziyeti, şikâyeti söyleyen, yazıya döken kişi demektir. Osmanlı döneminde padişaha veya sadrazama taleplerini iletmek isteyen insanlar, arzuhallerini belirli kalıplarla pek çok terim ve deyim ile yazan arzuhalcilere başvururdu. Bu döneminde arzuhalci olmak isteyenler, Divan-ı Hümayun Çavuşları Ocağı’nda bir sınava tabi tutulurdu. Evliya Çelebi’nin aktardığına göre 17. Yüzyılda İstanbul’daki arzuhalci sayısı 500 civarındaydı. Arzuhalciler Cumhuriyet sonrasında devlet ve daireleri ve mahkeme önünde çalışmaya başladılar. ‘Dilekçe yazılır’ tabelasına sahip dükkanları günümüzün arzuhalcileri olarak kabul edebiliriz. (https://www.istesob.org.tr/arzuhalci/)
Bu zanaatkârın asıl ismi “arzıhalci”dir. Arz, takdim etmek; arz-ı hâl ise hâlini anlatmak manasına gelir. Bir yere istida (dilekçe) vermekte, arzusunun yerine getirilmesi manası bulunduğundan, halk dilinde arzuhalciye dönüşmüştür. Meşhur Rumeli türküsünde geçer: “Çıkayım gideyim Urumeli’ne, Arzuhal vereyim beylerbeyine.” Bazısının şöhreti uzaklara yayılmıştır. Yazılarının güzelliği ve ifadelerinin keskinliğiyle nam salmışlardır. “Ferman gibi istida yazar, bir tuğrası eksik” veya “İpten adam alır” derler. Taşradan gelip devlet kapısında işi olanların ilk gittiği kimseler arzuhalcilerdir. Arzuhalci bunların derdini dinler; hangi daireye müracaat etmesi lazım geldiğini söyler; istidalarını tertip eder ve icabında davasını yürütür. (https://www.ekrembugraekinci.com/article/?ID=1183&ipten-adam-alan-arzuhalci&fbclid=)
Arzuhalciler zamanla bürolar açarak tarihi “arzuhalci” levhalarını kapılarına astılar. Halk onları selamlamadan geçmezdi. Aranan ve ilgi gören kimselerdi. Davası olanlar, dilekçe ve mektup yazdıracak olanlar, bir anlaşmazlık konusu bulunanlar, devlet kapısında resmi işi olanlar hep onlara danışırlardı. Halkın dileklerini, şikâyetlerini cüzi ücret karşılığında belirli kalıplar ve bazen tumturaklı ve ağdalı kelimelerle dilekçelere dökerlerdi. Arzuhalciler, psikolog, sosyolog ve halkbilimci gibi insanı ve toplumu bütün derinlikleriyle anlayan ve halkın nabzını tutan kişilerdi.
Arzuhalciler, PTT, adliye, belediye, tapu, kaymakamlık, valilik gibi resmi görev yapan binaların köşe başlarında kimi zaman açıkta, bir ufak masa ve tabure üzerinde kimi zaman bir tahta kulübe veya derme çatma küçükten bir lostra kulübesi içerisinde çalışırlardı. Zamanla vatandaşların devlete ait işlerini nerede çözebileceklerini ve nelere dikkat etmelerini bildiği kişiler olmuş; icra ettikleri meslekleriyle yerli ve yabancı yazarlar, fotoğrafçılar, turistler ve ressamlar için ilgi çekici ve ilham kaynağı olmuştur. (https://gunesdogar.com/2020/07/11/arzuhalcilik/)
Konya’da PTT arkasındaki Hoca Hasan camisi ile komşu sokakta fotoğrafçılar, şipşak fotoğrafçılar ve arzuhalciler bir arada bulunurlardı. Mesela Galip Babalık hem fotoğrafçı hem de arzuhalci idi. Yine o dönemde Faruk Akay, Ahmet Aşıkoğlu dikkat çeken meslek mensupları idi. Arzuhalciler özel bir eğitim görmemekle beraber okumuş yazmış ve güngörmüş insanlardan oluşurdu. Bu tür kişilerle birlikte eski adliye personeli, belediye, kaymakamlık, tapu emeklisi memurlar emekli olunca arzuhalcilik yaparlardı. Devlet dairelerindeki bilgi ve tecrübelerine dayanarak vatandaşın resmi evraklarını hazırlar veya talebe başvuru dilekçelerini doldururlardı. Sıkıntı neyse ona göre kitabi ifadelerle her kurumda kullanılan yazışma üslubuna ve teamüllere göre halkın dilekçelerini doldururlardı. Yaşadıkları yörenin halkını çok iyi bilen arzuhalciler giyim kuşamlarına özen gösterirlerdi. Sır tutma, dedikodudan uzak durma, özel bilgileri saklama, öğrendiklerini kötüye kullanmama ve iyi ahlâk sahibi olma vasıfları aranırdı. Arzuhalciler dilekçenin yanı sıra askerler için veya cevap mektubu göndermek isteyenler için de mektup yazarlardı.
Mesleğin tarihi oldukça eskidir. Osmanlı İmparatorluğu zamanında 1762 yılında çıkarılan bir padişah fermanı ile arzuhalcilere ruhsat verilmişti. Meslekleri gereği uymaları gereken kurallara uyup uymadıklarının denetlenmesi sağlanmıştı. 1878 tarihli bir minyatürde “İstanbul’da bir arzuhalci” çizimi yer almıştır. Ünlü eski mizah dergisi Akbaba’ da arzuhalciler yer almıştır. Bu mesleği yapacak olanlarda; iyi ahlâk, dürüstlük, kanun ve mevzuat bilgisi, işini kötüye kullanmama, dedikodu yapmama ve sır saklama gibi vasıflar aranırdı. Osmanlı döneminde okur yazarlık oranının çok düşük olması nedeniyle halk ile devlet arasında iletişim sağlamak önemli bir görevdi. Mevzuat ve usûl bilmeyenlere arzuhalcilik yetkisi verilmemekteydi. Arzuhalci defterleri tutulmakta ve bu mesleği yapanlar kayıt altına alınarak denetlenmekteydiler.
Arzuhalcilerin değişmez malzemeleri arasında, bir çekmeceli küçük masa, üzerinde birkaç divit, kamış kalem, biraz kağıt, karbonlu kağıt bulunurdu. Eski ahşaptan kitap ve malzeme rafı, el ile yazılan yazıların dağılmasını önlemek üzere biraz kurutma tozu, yanında eski kaplı kanun ve mevzuat kitapları bulunurdu. İşi acele olanlar için hazır mektupları, dilekçe örnekleri bile çekmecelerinde bulunurdu. Yazılan dilekçeleri vatandaşlar eğer imza atmayı bilmiyorlar ise ceplerinde küçük bir torba içerisinde sakladıkları metal üzerine kazılmış isim levhalarını basarlardı. Yani şahsa özel kazınmış mühürleri imza yerine basarak resmi kurumlara götürürlerdi. Arzuhalci tabelası ile birlikte mühür kazılır levhaları yan yana olurdu. Arzuhalciler 1930’lardan sonra modern malzeme olarak daktilo ile birlikte anılır ve görülür oldular. Beyaz dilekçe kağıtları, pellür kağıdı, karbon kağıdı ve daktilo ile meslekle birlikte anılan malzeme haline geldi.
Tanzimattan sonraki dönemlerde kazançlı işlerden biriydi arzuhalcilik. Zamanla yaldızları dökülen yazı emekçiliğinin İstanbul'dan Anadolu kentlerine, kasabalara yayılması özellikle ikinci meşrutiyet dönemi olur. 1908 yılında Meşrutiyet’in ilanından sonra devlet dairelerinden çok sayıda memur açığa alınmıştı. Eski memurların yapacakları tek iş vardı: Arzuhalcilik. Bu nedenle ülke içerisinde arzuhalci sayısı birden artacaktı. Ancak, o eski bol kazançlı, debdebeli günler de geride kalmıştı. Çoğu geçim sıkıntısı içerisindeydi. "Arzuhalci" hikayesi Tanzimat ve Servet-i Fünun döneminin ünlü yazarı Cenap Şahabettin tarafından kaleme alınmıştır. Bu hikâye, edebiyatımızda arzuhalcilik müessesesini doğrudan konu edinen en klasik metinlerden biridir. 20. yüzyılın başlarında aşk mektubu, asker mektubu, hatta muska, büyü yazarak geçinmeye çalışan arzuhalciler ortalığı sarmıştı. Asker mektubu ya da name yazan bu arzuhalcilerin klişeleşmiş formülleri vardı. Okuyup yazması olmayan aşıklar sevgililerine bu klişeleşmiş mektupları yazdırırlardı. “Tende canım, gonca dihanım, ruh-i revanım, serv-i endamım, sevgili canım” gibi basma kalıp sözler bu çeşit mektuplarda yer alırdı.
İkinci bir meslekte zayıflama dönemi Cumhuriyet'in ilanından sonra olur. Ankara’nın başkent oluşu, cumhuriyetin ilanı arzuhalcileri olumsuz yönde çok etkiledi. Özellikle de İstanbul arzuhalcilerini. hükümet merkezi Ankara olunca, İstanbul’daki yüzlerce arzuhalci iş bulamaz duruma düştü. Ayrıca dağıtılan saltanat, sadaret, nezaret kadrolarından açıkta kalan memurlar, yeni rejimin kadrolarında iş bulamayınca geçim derdine düştüler. Ankara’ya giderek, başka illere dağılarak, arzuhalcilik, dava vekilliği yapmaya başladılar. (Eski İstanbul’da Arzuhalciler, Av. Turan TANYER*TBB Dergisi, Sayı 53, 2004)
Arzuhalciliğin giderek azalmasında üçüncü bir etki ise Cumhuriyet döneminde hukuk fakültelerinin açılması, yaygınlaşması ve avukatlık mesleğinin yasaya bağlanması ile olmuştur. Artık “avukatlar dışında hukuki danışmanlık, dava takipçiliği gibi avukatlık benzeri işlemleri başka hiçbir kimsenin yapamayacakları ortaya konulmuştur. Dilekçe yazma dışında adliyelerde dava vekilliği ve dava takipçiliği gibi işleri yapan arzuhalciler bu işleri yapamaz olmuştur. Arzuhalciler günümüzde dilekçe hakkının kullanılmasına yardımcı olmak üzere çalışan serbest meslek mensubu olarak görülmektedirler. Türkiye İş Kurumu tarafından hazırlanan İLO-İSCO-88 uluslararası meslek sınıflandırma sistemine uyumlu Türk Meslekler Sözlüğünde 4414.01 meslek kodlu Arzuhalci mesleği bulunmaktadır. Ancak bu meslek hakkında herhangi bir meslek bilgi dosyası bulunmamaktadır.
Anadolu'daki arzuhalcilerin en ünlüsü Kemal Sadık Gökçeli'dir. Yani kamuoyunda bilinen adıyla ünlü gazeteci, yazar ve romancı Yaşar Kemal 1940’lı yıllarda Adana’da arzuhalcilik yapmış bir yazardır. Onun bu dönemde daktilosunun başında köylülerin toprak kavgalarını, ağalarla olan mücadelelerini ve uğradıkları haksızlıkları dinlemesi; daha sonra yazacağı "İnce Memed", "Yer Demir Gök Bakır" gibi şaheserlerin sosyolojik temelini oluşturmuştur. Yaşar Kemal’in romanlarındaki devlet kapısında hakkını arayan köylü sahneleri, tamamen kendi arzuhalcilik gözlemlerine dayanır. Sevim Yıldız’ın "Arzuhalci Dükkânı” ve Şadiye Erol Aykaç – "Arzuhal" romanı doğrudan bu konuyu ele alır.
Yerli ve yabancı yazarlara, ressamlara, gezginlere, fotoğrafçılara ilham kaynağı olacak kadar ilgi toplayan kişilerdi arzuhalciler. J. Frederich Lewis, Allom, Preziosi, C. Bisco, Zonaro gibi ressamlar arzuhalcileri konu edinmişlerdir. Ünlü arkeolog ve müzeci Osman Hamdi Bey’in tablosuna konu olan “cami önündeki/avlusundaki arzuhalci” tablosu da ilginçtir. Sinemada arzuhalcilik önemli bir konu veya figür olarak sürekli yer almıştır. Türk sinemasında doğrudan bu mesleği ana odak noktası alan yönetmenliğini ve senaristliğini Oğuz Gözen'in üstlendiği 2003 yapımı Arzuhalci filmidir. Davacı, Yatık Emine ve Kibar Feyzo filmlerinde de arzuhalci mesleği başat anlatımlarda yer alırlar. Arzuhalci edebiyatımızda şiirlere de konu olmuştur. Örneğin Osman Atillâ'nın, 1950 tarihli Sabahleyin isimli kitabındaki 'Arzuhalci' şiiri şöyledir: (https://www.sinematurk.com/icerik/3463-arzuhalci-aziz-komsumkagitlara-sigmaz-derdim/)
“Arzuhalci, aziz komşu
Boş mu daktilonda kâğıt?
Yaz derdimi, harf harf dağıt
Bak ne hâl olmuşum!
Şunun derdi, bunun derdi,
Sabahtan akşama kadar.
Cümlesi kaç para verdi,
Elinde-avucunda ne var?
Seni yazalım ilk önce
Daha şerit eskimeden
Sonra, seninki bitince
Ağır ağır söylerim ben
Senin gözlerinde dilin
Bir şeyler sorarsan şayet
Pul istemez arzuhalim.
Pula imzaya ne hacet!
Yazık olmaz mı kâğıda?
Kâğıtlara sığmaz derdim.
Ben, her iki dünyada da
Arzuhalcilik isterdim."
Fıkralara konu olan arzuhalcilik ise şöyledir: “Miras kavgasında dayak yiyen bir köylü, kasabadaki usta bir arzuhalciye gider. Arzuhalci daktilosunun başına geçer, en ağdalı, en hukuki ve sarsıcı kelimeleri seçerek öyle bir şikâyet dilekçesi yazar ki... Dilekçeyi köylüye okuduğunda köylü hüngür hüngür ağlamaya başlar. Arzuhalci şaşırıp "Ne oldu, niye ağlıyorsun?" diye sorunca köylü: "Vay bana neler yapmışlar da benim haberim yokmuş!" der. Yani bu fıkra arzuhalcilerin halkın içinde bulunduğu hali ve anlatış şeklini bürokrasinin "anlatım diline" çevirmedeki edebi gücünü özetler.
(https://eksisozluk.com/arzuhalci--58982?p=2)
Türkülerde ise “kâtip ve arzuhalciler” anlamlı yerlerini aldılar: “Katibime kolalı gömlek ne güzel yakışır” dizesinde kâtiplerin giyimlerinin güzelliği yanında gönül zenginliği de anlatılır. TRT repertuarında sözleri Âşık Veysel’den derlenmiş “Kâtip arzuhalim yaz yare böyle” türküsünün sözleri şöyledir.
“Kul olayım kalem tutan ellere,
Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle.
Şekerler ezelim şirin dillere,
Kâtip arzuhalim yaz yâre böyle.”
Zamanla arzuhalcilere duyulan ihtiyaç okur yazarlık oranının yükselmesi, hukuk fakültelerinin çoğalması, avukat ve hukuki danışmanlık bürolarının artması ve bilgisayarlaşma ile birlikte azaldı. Başvuru dilekçeleri hazırlama işini insanlar kendileri doğrudan yapmaya başladılar. E-devlet işlemleri ile neredeyse tüm kamu kurumlarına yapılacak başvuruların internet üzerinden ve akıllı telefonlar ile yapılır oldu. Bu gelişme ile klasik haliyle küçük bir masa, daktilo ile seyyar şekilde bir kamu kurumu yakınında veya bir park köşesinde bilgisayar ve ufacık bir bürodan ibaret arzuhalci işyerleri kayboldu. Hatta Arzuhalcilik mesleği de fiilen ortadan kalktı. Belki bazı küçük illerde ve şehirlerde tek tük yine de bu mesleği yapan insanlar bulunması mümkündür.
Tarihsel süreç incelendiğinde arzuhalcilik; Osmanlı'da saraya dilekçe sunan kurumsal bir teşkilattan, Cumhuriyet döneminde adliye önlerinde daktilo tıkırdatan bir sokak kültürüne indirgenmiştir. Günümüzde ise Avukatlık Kanunu'nun getirdiği yasal sınırlamalar ve e-Devlet/UYAP, CİMER gibi dijital dönüşümler sebebiyle sosyolojik ömrünü tamamlamıştır. Gelişen internet teknolojisi üzerinden online dilekçe yazma siteleri de yok değil. Hatta bu yazıyı hazırlarken yaptığım araştırmada yapay zeka destekli “Arzuhalci” isimli web sayfasına rastladım. Google Play sayfasında ise “dilekçe bot” ve “dilekçe asistanım” isimli uygulamalar görülebilmektedir.
Arzuhalcilik toplumsal bellekte ve sosyal yaşamda yüzlerce anıları, bilgi ve belgeleri ile toplumda derin izler bırakmıştır. Arzuhalcilerin isimleri eski fotoğraflarda, adliye arşivlerinde ve kişisel anılarda yaşamaya devam etmektedir. Bugün Konya Adliyesi çevresinde veya Anadolu’nun ücra köşelerinde bilgisayar başına geçmiş birkaç eski yazı emekçisi dışında bu geleneği sürdüren kalmamıştır. E-Devlet kapılarının, dijital dilekçelerin ve UYAP sistemlerinin hayatı kuşattığı siber çağda, arzuhalcilik sosyolojik ömrünü tamamlamıştır. Ancak onlar, sadece kağıda resmi kelimeler döken memurlar değil; Anadolu insanının derdini, gurbetini ve davasını sırtlayan kolektif hafızanın en ketum sırdaşları olarak tarihteki saygın yerlerini koruyacaklardır. Halka hizmet yolunda bir ömür tüketerek aramızdan ayrılan arzuhalcileri rahmet ve saygı ile anıyor ve selamlıyorum.