Dün Bugün ve Yarın

Ömer Tokgöz

Nostalji yaşlılık alameti mi? İki de bir geriye dönüp bakınca keşke ve hayıflanma ve rahatlama evresi mi? Marazi bir bakış ve maziperestlik mi? Dünde mi? yaşayalım? Bugünde mi? Kalalım. Carpe dieme mi? Sarılalım. Yoksa hads-i şerifte belirtildiği üzere “ibn-ül vakit” mi? olalım.

Ben her şeyin azı yarar, ortası karar ve çoğu zarar diye düşünüyorum. Güncel olmak lazım. Hatırasız olmaz. Ancak takıntı yapmamak ve sürekli maziperest olmamak gerek. Teşbihte hata olmaz araç kullanırken mesela sürekli dikiz aynasına bakarsanız ya ileri gidemez ya da Allah muhafaza arabayı bir yerlere toslarsınız yani.

“Nostalji” esasen düne değil, galiba bugüne dair bir hissiyat. Geçmiş bugünde ne kadarcık kaldıysa. Bazen, hatırınıza geldiğinde ise çoktan hatıra olmuştur bile! “Bizi saran geçmişin duygularının, manzaralarının, müziklerinin, insanlarının, ifadelerinin hangi noktaya kadar bizi biz yaptığına dair tespitimiz nostaljidir.”

Böyle bir tanım, bir bakıma doğruysa, nostaljinin “özlem” olması da doğal. Ama burada ikili bir anlam var: Özlem de var; “bizi biz yapan”, yani halihazırdaki “ben” de. “Beni ben yapanlar” şu anda da olmalı, çünkü “ben” varım. Oysa onlar artık olmadığı içindir “özlem.” O zaman ikisinin, “ben”in ve “özlem”in aynı anda var olabilmesi ancak “şimdi” bende, bizde ne kaldığı ne kadar kaldığına bağlı. Kalan kadarını özlüyor olmalıyız. Gerisi yok çünkü! Ya unutuldu ya gömüldü!

Tabii ki kayıplarımızı, kimi zaman “eski günler”i özlemle anıyoruz. Ancak bizde kaldığı kadar. “Hatıra” hatırladığın kadar çünkü. Şöyle bir örnek mesela: Ben (ya da siz) elbette anne babanın varlıklarıyla (veya kiminin yokluğuyla) “inşa ettiği” ve üzerine okulun, çevrenin, arkadaşların ekledikleriyle “ben ya da biz” olduk. Bunlara olaylar, kimi sevindirici kimi üzücü, eşlik etti. “Olmaya” devam ettik. Yaşadıkça, olmamız bitmedi. Çünkü yeni insanlar, diyelim evlilikler, çocuklar, iş ortamı, rastlantılar, amaçlar, hayaller, hayal kırıklıkları, çalkantılar, mutluluklar, gerilimler eklendi. “Ben ya da biz” olmaya devam ettik, bir şekilde bir yerde kesintiye uğramamışsa, kesintisiz bir süreçte. (https://t24.com.tr/yazarlar/umur-talu/varolusun-ve-unutusun-unutulusun-tefekkuru,47734?)

Maziye güzelleme yaparak bugünü değersiz, kötü ve çirkin bulmak anlamsız. Maziyi silerek köksüz, geleneksiz, tabansız bir çağdaşlık, modernlik ve yenilik ise köksüz ve yüzeysel kalmak demektir. Bir de değerler bozuldu hikayesi var, eski insanlar, eski dostlar, söz senet idi vs. Bugün niye değil? Eğer bugün bu değerler az, değersiz veya yok ise kim terk etti bunları değil mi?

Değerlerin günümüzde bir kıymeti yok veya para etmiyor da ondan mı? sahiplenen yok.!?

Yaşar Kemal'in dediği gibi demirin tuncuna, adamın puştuna kaldık ise durum berbat. Yazar Oktay Akbal’ın ta 1950'lerde dediği gibi "önce ekmekler bozuldu" diyorsak daha kökten ve insani değerler ve ahlak ile alakalı bir var oluşsal problem var demektir. Ya da Sait Faik gibi bugünden ve yarından umutlu isek" her şey bir insanı sevmekle başlar" diyor isek her zaman bir çıkış yolu var demektir. Bir takım çapsız Abidinlere, bencillere ve kifayetsiz muhterislere, çıkarcı ve riyakâr tiplere, hamili kart ile güce, paraya, kariyere erişenlere sıkça rastlıyoruz. Bunca aymazlık içinde haşa büyük dağları Allah yarattı küçük dağları da ben yarattım edası ile gemisini yüzdürenlerden bezerek Çetin Altan üstadın dediği gibi niye "enseyi karartalım."

Rivayet o ki içimizdeki iyi insanlar atlara binip uzağa gittiler deriz. İyi insanlar tekrar atlara binip bu topraklara avdet(dönüş) edemez mi? Peki biz kantarın hangi tarafında duruyoruz? Kötünün zaten sahibi yok. Herkes gibi güya iyi tarafında isek mazide iyi olanı bugün niye var edemiyor veya temsil edemiyoruz? Sen ben o ve sizler, bizler ve onlar niye bu konuda hep kırık not alıyoruz.!?

Ben karamsar değil iyimserim. Bardağın yarısı dolu, önemli olan kalan yarısını doldurabilmek. Sihirli formül ise leyli meccani gayret, ivazsız ve garazsız biçimde ve karşılıksız ve hasbi olarak doldurabilmekte gizli gibi duruyor. Siz nasıl bir yol tutturup gidiyorsunuz? Yoksa idare mi? Ediyorsunuz. Bir şey yapıyor musunuz?

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.