İnsan ne zaman dua eder? Ne zaman kalbini Allah’a açmak ister? Ne zaman Allah’ı diğer zamanlardan daha çok anar? Kulunun “Bittim ben.” dediği yerde Rabbinin “Ol dediğinde olduracak kudrete sahip olması kulu nasıl teselli eder? Kulun Rabbi ile iletişime geçtiği en özel an dua ettiği andır. İnsanın kalbinden geçenleri hüznünü, sevgisini, öfkesini, kırgınlığını, kendini, kendinden daha iyi bilene anlattığı zaman dilimidir. Kur’an’da insanın zaman zaman korkuyla mallarından ve canlarından eksiltmekle çeşitli imtihanlara tabi olacağını Allah bizlere bildirmektedir. (Bakara Suresi 2/155). Ancak bununla birlikte her zorlukla beraber bir kolaylığında olacağının müjdesi biz müminlere iletilmiştir. (İnşirah Suresi 94/5-6)
“Allah benim dualarımı kabul etmiyor.” cümlesini çok sık duyduğumuz günlerden geçiyoruz. Her şeyin hızlı bir şekilde tüketildiği bir zaman dilimi içinde yaşıyoruz. Yavaşlamayı arzulasak bile kendimizi dünyanın akışına kapılmış hızlı yaşamaya hıza tabi olmuş hâlde buluyoruz. Duaların da aynı hızda kabul olmasını, beklemeden istediğimiz her şeye hemen kavuşmayı bekliyoruz. Oysa insan geleceğin bilinmezliği içinde yaşayan bir varlıktır. Sonunu görmeden ısrar ederek istediği şeylerin kendisi için ne getireceğini bilemez. İsra Suresi’nde Allah insanın hayrı ister gibi şerri istediğini üstelik bunda aceleci olduğunu bildirmektedir. (İsra Suresi 17/11) Duanın kabul edilmesi hususu sorulduğunda Resulullah (sav)’dan Ebu Hüreyre (r.a.) şöyle rivayet etmektedir. “B)r Müslüman yüzünü Allah'a döner ve isteğini O'na arz ederse, Allah Teâlâ da ona istediği şeyi ya bu dünyada verir veya acele etmediği takdirde âhirete bırakır.” Sahabi “Yâ Resulallah! Kul nasıl acele eder?” diye sordu. Resulullah (sav) “Kul, “O kadar dua ediyorum da, duamın kabul edildiğini zannetmiyorum.” derse acele etmiş olur.” buyurdu. (Edebu’l-Müfred,711). Gördüğümüz üzere duanın kabulü hususunda kula düşen Rabbine hâlini arz ettikten sonra kabulünü ondan beklemektir. Kul gönlünün arzu ettiği şeylerin kendisi için hayır mı yoksa şer mi olduğunu bilmediğini unutmamalıdır. Dert ne kadar büyük olursa olsun Allah’ın o derdi gidermesi için “Ol!” demesi yeterlidir. Çekilen her sıkıntının bir karşılığı olduğunu hatırlamak gerekir.
Dua ederken unutulmaması gereken hususlardan bir başkası duasını ettiğimiz husus ne ise onun sebebini fiilen de işlemektir. Örneğin bir hastalıktan şifa bulmak için dua ediyorsak iyileşmek için bir hekime danışmayı ve bizde hastalığa neden olan etkenlerden uzak durmayı ihmal etmemek gereklidir. Allah’tan bir rızık kapısı açmasını istiyorsak gereken çalışmaları elde etmek üzere emek vermeli gerekli başvuruları yapmalı ve Allah’tan bize helal ve bereketli olanı kolaylıkla ulaştırmasını dilemek gerekmektedir. Özetle önce sebebini işlemeli sonra tevekkül ederek sonucunu Rabbimizden dilemeli hakkımızdan hayırlı olanın bize ulaşmasını istemeliyiz.
Son olarak nasıl dua edeceğimi bilmiyorum diyen kimselere Kur’an’dan Hz. İbrahim’in duası hatırlatarak bitirmek istiyorum. “Rabbimiz bize dünyada ve ahirette iyilik ve güzellik ver. Bizi cehennem azabından koru. Rabbimiz herkesin hesaba çekileceği günde beni, annemi, babamı ve bütün inanları bağışla.” (Bakara Suresi 2/201)
Bir dahaki hafta “Nasıl dua etmeliyiz?” sorusunun cevabında buluşmak üzere selametle kalın…