Geçtiğimiz günlerde Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şubesi’nde “Sanayici Babalar ve Ardıl Kızları” programındaydım. İşin, emeğin ve tecrübenin kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığına şahit olduk. Samimi, hayatın içinden bir buluşmaydı.
Bir işletmenin kuruluş hikâyesinde de insan var, babasından devraldığı sorumluluğu taşıyan bir kızın heyecanında da… Alın terinin, başarısızlığın, yeniden başlamanın anlatıldığı yerde hepimizin kendinden bulacağı bir şey oluyor. Böyle buluşmalar insana iyi sorular sorduruyor:
Ben neyi devraldım,
neyi geliştirdim,
arkamdan gelene ne bırakıyorum?
Yazarlar Birliği deyince akla hemen kitaplar, şiirler, edebiyat sohbetleri geliyor. Haklısınız. Ama TYB Konya’nın kapısından girince sohbetin üretime, sanayiye, aileye ve hayatın türlü meselelerine uzandığını görüyorsunuz. Zaten edebiyatın malzemesi de insan değil mi?
Perşembe günleri düzenlenen “Konyalı Onlar” programlarında bu şehrin hafızasında yeri olan isimler dinleniyor. Bildiğimiz bir insanın bilmediğimiz mücadelesini öğreniyoruz.
Bunları dinlemek neden önemli?
Çünkü tecrübe kolay kazanılmıyor kardeşim.
Bir ömür çalışmış, düşmüş, kalkmış, yeniden başlamış insanları dinlemek bize de önümüzü görme imkânı veriyor. Anlatılmayan hikâyeler ise zamanla unutulup gidiyor.
Sonra ne oluyor? “Eskiden ne insanlar varmış,” diyoruz. Peki, o insanlar aramızdayken oturup dinledik mi? Bildiklerini paylaşabilecekleri ortamı hazırladık mı? Bir şehrin hafızasına sahip çıkmak biraz da bu soruların cevabında saklı.
TYB Konya’nın yaptığı işin bu tarafını önemsiyorum. Farklı mesleklerden, farklı hayat tecrübelerinden insanları aynı ortamda buluşturuyor. Dinleyen de kendi çevresinin dışına çıkıyor; başka bir hayatı, başka bir mücadeleyi tanıyor.
Salı günleri yapılan “Teneffüs Buluşmaları”nda ise Millî Eğitim ve Karatay Belediyesi iş birliğiyle öğrenciler yazarlarla buluşuyor. Gençler soruyor, yazarlar anlatıyor. Kitapta gördükleri bir ismi karşılarında buluyor, kendi düşüncelerini ifade ediyorlar. Kültürle bağ kurmak biraz da böyle başlıyor.
Bir öğrencinin sorusunu ciddiye almak, ona söz hakkı vermek, düşüncesini sabırla dinlemek… Bunlar küçük gibi görünür. Ama insan, kendisine değer verilen bir ortamı kolay kolay unutmaz. Bu buluşmaların devam etmesi o yüzden kıymetli.
Peki, bütün bu programlar kendiliğinden mi oluyor?
Birileri oturup hazırlık yapıyor, konuşmacıyla görüşüyor, insanları haberdar ediyor, misafiri karşılıyor. Program bitince de gelecek haftanın telaşı başlıyor. Dışarıdan bakınca birkaç saatlik buluşma; arkasına geçince ciddi bir emek…
Az mesele mi bunlar?
İşte burada Türkiye Yazarlar Birliği Konya Şb. Başkanı Ahmet Köseoğlu’nun hakkını teslim etmem gerekiyor.
Ahmet Başkan, yılların tecrübesini kültür ve sanatın hizmetine sunuyor. İnsanları tanıyor, birikimlerini biliyor, onları hangi konuda buluşturacağını iyi değerlendiriyor. İşi ciddiye alan, hazırlığını yapan, devamını getiren bir isim. Tecrübesi de bu çalışmaların her aşamasında kendini gösteriyor.
Kültür sanat işi biraz da insan ilişkilerini yönetebilme işidir. Farklı düşünceleri dinleyebilmek, farklı kuşakları bir araya getirebilmek, herkesin kendini rahatça ifade edebileceği bir ortam kurabilmek gerekir. Bunun için birikimin yanında sabır ve nezaket de lazım.
Ahmet Köseoğlu’nun çalışmalarında bu birikimi ve gayreti görüyorum. Kültüre, sanata ve insana verdiği değerin karşılığını, düzenli biçimde sürdürülen programlarda buluyorum. Elbette yanında emek veren yönetimi, üyeleri ve gönüllüleri var. Hepsinin katkısı kıymetli. Ama o insanları bir arada tutan, çalışmalara yön veren gayreti de görmek lazım.
Hadi bir program yaptınız. İkincisini de yaptınız. Peki, yıllarca aynı heyecanla sürdürmek?
Orası gönül işi.
Ahmet Köseoğlu’nun kültür ve sanat mesaisi, bu buluşmalarla da sınırlı kalmıyor. Bütün bu koşuşturmanın arasında yazmaya, üretmeye ve birikimini kitaplarıyla paylaşmaya devam ediyor. Son eseri “Kendini Bulan Şehir”i bana da hediye etme inceliğini gösterdi. Kendisine hem bu güzel armağanı hem de kültür hayatımıza sunduğu emek için teşekkür ediyorum.
Kitabın adı, TYB’deki buluşmaları düşününce benim için ayrıca anlam kazandı. Bir şehir kendini biraz da insanlarını dinleyerek, birikimini paylaşarak, hafızasına sahip çıkarak buluyor. Ahmet Köseoğlu da kalemiyle ve öncülük ettiği çalışmalarla bu arayışa katkı sunuyor.
Şimdi bütün bunları niye anlatıyorum? “Ahmet Köseoğlu’ndan, TYB’den Programlara katılan çok kıymetli isimlerden bana ne,” deyip geçemiyorum da ondan. İşin içinde insan var, gençlere verilen değer var, yaşadığımız şehre karşı duyulan sorumluluk var. Birileri öğrencinin sorusunu dinliyor, bir ömrün tecrübesini kaybolmadan başkalarına aktarıyor, insanları aynı masada buluşturmak için uğraşıyor. Eee, bunlar bizi ilgilendirmeyecek de ne ilgilendirecek kardeşim?
Her fırsatta kültürden, eğitimden, gençlerden söz ediyoruz. O zaman bu alanlarda emek vereni de göreceğiz, hakkını teslim edeceğiz. Benim meselem de bu: İnsana ve şehre faydası dokunan bir gayrete kayıtsız kalmamak.
Peki, bu emek daha fazla desteği hak etmiyor mu?
Bence ediyor, hem de fazlasıyla. Belediyelerimizin, üniversitelerimizin ve iş dünyamızın bu çalışmalara daha güçlü omuz vermesi gerekiyor. Kültür sanatın devamlılığını istiyorsak, onu sürdüren insanların yükünü de paylaşmalıyız.
Kültür sanata önem veriyoruz demek güzel. Asıl mesele, emek verenlerin yanında ne kadar durduğumuz. Bir etkinliğin ardından “Güzel olmuş,” deyip geçmek yerine, bir sonrakine nasıl katkı sunabileceğimizi düşünmek gerekiyor.
Çünkü devamlılığını istediğimiz işlere bizim de bir ucundan tutmamız lazım. Hep aynı insanlar hazırlasın, aynı insanlar koştursun, aynı insanlar yükü taşısın… E, nereye kadar?
Ahmet Köseoğlu’na, TYB Konya yönetimine, üyelerine ve bu buluşmalarda emeği olan herkese teşekkür ediyorum. Konya’nın insanını, emeğini ve birikimini buluşturan bu çalışmaların çoğalmasını diliyorum.
Yolunuz düşerse bir programa uğrayın. Oturun, bir çay için, dinleyin. Belki yıllardır aynı şehirde yaşadığınız bir insanı ilk defa gerçekten tanıyacaksınız. Belki duyduğunuz bir cümle, uzun zamandır düşündüğünüz bir meseleye başka türlü bakmanızı sağlayacak.
Kalın sağlıcakla.