Selçuk Üniversitesinde Dijital Yoklama Tartışması: Güven mi, Gözetim mi?

Konyalı Abi

Üniversiteler yalnızca bilgi üreten kurumlar değildir. Aynı zamanda özgür düşüncenin, akademik etik anlayışının ve bireysel sorumluluğun geliştiği yerlerdir. Üniversiteye başlayan gençler artık çocuk değil; hukuken ve fiilen kendi kararlarını verebilen yetişkin bireylerdir. İşte bu nedenle Selçuk Üniversitesinde uygulanan dijital yoklama sistemi kamuoyunda daha fazla tartışılmayı hak etmektedir.

Bu tartışmalar sürerken, 29 Temmuz 2026 tarihli Konya Bakış Gazetesi de konuyu manşetine taşıdı. Gazetede yer alan haberde, Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencilerinin dijital yoklama uygulamasına ilişkin yaşadığı belirsizlikler ve mağduriyet iddiaları kamuoyuna yansıtıldı. Haberde ayrıca eski Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahin’in “Asıl olan bilgiye ulaşmaktır.” değerlendirmesine yer verilmesi dikkat çekti. Bu yaklaşım, üniversitenin temel amacının öğrencileri teknolojik araçlarla sürekli denetlemek değil, onların bilgiye erişimini ve akademik gelişimini öncelemek olduğunu bir kez daha hatırlatmaktadır.

İlkokul, ortaokul ve lise öğrencileri reşit olmadıkları için eğitim süreçlerinin aileleri tarafından yakından takip edilmesi anlaşılabilir bir durumdur. Ancak üniversite öğrencisi 18 yaşını geçmiş, hukuki sorumluluğunu taşıyan yetişkin bir bireydir. Üniversitenin görevi, yetişkin bireyleri sürekli dijital yöntemlerle takip etmek değil; onlara akademik sorumluluk bilinci kazandırmaktır.

Devam zorunluluğu elbette olabilir. Ancak devam zorunluluğu ile öğrencinin konum bilgisinin işlenmesi aynı şey değildir. Bir öğrencinin derste bulunduğunu tespit etmek için kişisel verilerin işlenmesinin gerçekten gerekli olup olmadığı ve daha az müdahaleci yöntemlerin bulunup bulunmadığı sorgulanmalıdır.

Asıl mesele teknoloji değil, güvendir.

Bir üniversite öğrencisinden konum bilgisi talep ediliyorsa, öğrencinin de şu soruları sorması son derece doğaldır:

* Konum verim tam olarak ne zaman alınıyor?

* Sadece yoklama sırasında mı kullanılıyor?

* Ne kadar süre saklanıyor?

* Kimler bu verilere erişebiliyor?

* Bu veriler hangi hukuki gerekçeyle işleniyor?

Şeffaflık sağlanmadan güven tesis edilemez.

Üstelik dijital yoklama sisteminin pratikte amacına ulaşıp ulaşmadığı da ayrı bir tartışma konusudur. Öğrenciler arasında yaygın şekilde dile getirilen iddialara göre, bazı öğrenciler yalnızca yoklama amacıyla ikinci bir akıllı telefon kullanmakta, bu cihazı derse devam eden arkadaşlarına bırakarak kendileri derse katılmamaktadır. Eğer bu iddialar doğruysa, sistem hem öğrencilerin kişisel verilerinin işlenmesine yol açmakta hem de devam denetimini sağlamada beklenen sonucu verememektedir. Başka bir ifadeyle, teknolojik gözetim artarken eğitim kalitesi veya devam kontrolü aynı ölçüde güçlenmemektedir. Bu durum, dijital yoklama uygulamasının etkinliği ve gerekliliğinin yeniden değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır.

Geçtiğimiz eğitim-öğretim yılında Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesinde bu uygulamaya yönelik öğrencilerin ciddi itirazlarda bulunduğu ve uygulamanın fakültede hayata geçirilmediği yönünde değerlendirmeler kamuoyunda ve öğrenciler arasında dile getirildi. Bu değerlendirmeler doğruysa, öğrencilerin konuya yalnızca teknolojik bir yenilik olarak değil; kişisel verilerin korunması, mahremiyet ve temel haklar açısından baktığını göstermektedir.

Konya Bakış Gazetesi’nin haberinde de öğrencilerin belirsizlik nedeniyle endişe yaşadığı, uygulamanın eğitim sürecine etkileri konusunda soru işaretlerinin devam ettiği görülmektedir. Haberde yer alan bazı öğrenci ifadeleri, barınma ve ulaşım gibi ekonomik nedenlerle derslere düzenli devam edemeyen öğrencilerin bulunduğunu da ortaya koymaktadır. Bu tablo, üniversitelerde çözülmesi gereken temel meselenin yalnızca yoklama sistemi değil, öğrencilerin eğitim hakkına fiilen erişimini etkileyen sosyal ve ekonomik koşullar olduğunu da göstermektedir.

Kamuoyunda ayrıca, SÜMOB uygulamasına ilişkin teknik hizmetlerin dışarıdan bir şirket tarafından yürütüldüğü, öğrenci verilerinin bu kapsamda şirket personeli tarafından yönetildiği, üniversite bünyesinde bu amaçla görevlendirmeler yapıldığı ve bu hizmetler için önemli tutarlarda ödeme yapıldığı yönünde çeşitli iddialar da dile getirilmektedir. Bu iddiaların doğru olup olmadığı konusunda kamuoyunun yeterli bilgisi bulunmamaktadır.

Tam da bu nedenle, Selçuk Üniversitesi Rektörlüğünün kamuoyunu açık, ayrıntılı ve denetlenebilir şekilde bilgilendirmesi önem taşımaktadır.

Şu soruların açıkça cevaplanması gerekir:

* SÜMOB uygulaması tamamen üniversite tarafından mı yönetilmektedir, yoksa dışarıdan hizmet alınmakta mıdır?

* Öğrenci verileri üniversitenin kendi bilgi işlem altyapısında mı tutulmaktadır, yoksa üçüncü kişiler tarafından erişilebilecek sistemlerde mi işlenmektedir?

* Verilere kimler erişebilmektedir?

* Kişisel verilerin güvenliği hangi teknik ve idari tedbirlerle sağlanmaktadır?

* Bu hizmet için üniversitenin yaptığı harcamalar nelerdir ve kamu kaynakları nasıl kullanılmaktadır?

Bu soruların sorulması üniversiteye karşı olmak değildir. Tam tersine, kamu kaynaklarının kullanımı ve kişisel verilerin korunması konusunda hesap verebilirlik istemek, demokratik toplumlarda en doğal haktır.

Üniversiteler güven üzerine inşa edilir. Güven ise ancak şeffaflıkla güçlenir.

Eski Selçuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mustafa Şahin’in ifade ettiği gibi, “Asıl olan bilgiye ulaşmaktır.” Üniversitelerin de teknolojiyi, öğrencilerin temel hak ve özgürlüklerini gözeten, ölçülü ve şeffaf yöntemlerle kullanması bu ilkenin doğal sonucudur.

Eğer bir dijital yoklama sistemi, öğrencilerin ikinci bir telefon kullanarak kolayca aşabildiği bir yapıya dönüşmüşse, burada sorgulanması gereken öğrencilerden önce sistemin kendisidir. Hem kişisel verilerin işlenmesine neden olan hem de amacına ulaşamayan bir uygulama, eğitimde güveni artırmak yerine tartışmaları derinleştirir. Üniversiteler, öğrencilerini sürekli gözetleyen kurumlar değil; sorumluluk duygusunu geliştiren, özgür düşünceyi teşvik eden ve güven esasına dayalı akademik ortamlar olmalıdır.

Bugün Selçuk Üniversitesi yönetiminin yapması gereken şey, öğrencilerden daha fazla güven istemek değil; bu güveni sağlayacak şeffaflığı, hesap verebilirliği ve hukuki güvenceleri ortaya koymaktır. Çünkü güçlü üniversiteler, güçlü teknolojilerle değil; özgür bireyler, sağlam hukuk ve karşılıklı güven üzerine inşa edilir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.