Ramazan ayı geldiğinde üniversite yönetimleri bir refleksle sahneye çıkar: Uzun iftar sofraları kurulur, kameralar çağrılır, “öğrencilerimizle aynı sofradayız” mesajları servis edilir. Ancak bu vitrin görüntülerinin ardında, üniversite gerçeğiyle yüzleşmek isteyen var mı?
Selçuk Üniversitesi’nde yaşanan son olay, bu çelişkiyi bütün açıklığıyla ortaya koymuştur. Bir kantinde, 30 ila 100 lira arasındaki borçlarını ödeyemeyen öğrencilerin isimleri teşhir edilmiştir. Bu olay, münferit bir “esnaf hatası” olarak geçiştirilemez. Aksine, yükseköğretim kurumlarında sosyal devlet ilkesinin nasıl aşındığını gösteren somut bir vakadır.
Sorulması gereken soru nettir: Ramazan’da iftar organizasyonlarıyla görünür olan yönetimler, öğrencinin temel ihtiyaçları söz konusu olduğunda neden görünmez hâle gelmektedir?
Türkiye’de devlet üniversiteleri, merkezi bütçeden önemli paylar almaktadır. Bu kaynakların öğrencilerin beslenme, barınma, sağlık, kültür ve spor ihtiyaçları için kullanılmasını sağlamakla yükümlü olan yapı ise Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlıklarıdır. Bu birimler, sadece idari organlar değil, aynı zamanda sosyal devletin üniversite içindeki temsilcileridir.
Ancak mevcut uygulamalara bakıldığında, bu temsilin ciddi biçimde zedelendiği görülmektedir.
Üniversite kampüslerinde yer alan kantinler, spor tesisleri, yüzme havuzları ve statlar büyük ölçüde kiralama modeliyle işletilmektedir. Kamusal nitelikte olması gereken bu alanlar, giderek ticarileşmekte; öğrencinin erişimi ikinci plana itilmektedir. Öğrenciler için inşa edilen bu tesisler, öğrencinin kullanımına değil, gelir üretimine hizmet eden alanlara dönüşmektedir.
Bu noktada temel bir çelişki ortaya çıkmaktadır: Kamu kaynağıyla inşa edilen ve öğrencinin refahını artırmak amacıyla planlanan hizmetler, nasıl olur da öğrencinin ulaşmakta zorlandığı ücretli hizmetlere dönüşür?
Dahası, bu alanlardan elde edilen gelirlerin şeffaflığı ve kullanım biçimi ciddi bir tartışma konusudur. Bu gelirler gerçekten öğrencinin yaşam kalitesini artıracak şekilde mi kullanılmaktadır, yoksa kurumsal bütçe içinde görünmez hâle mi gelmektedir?
Bir üniversitede öğrenciler 30-50 liralık yemek borcunu ödeyemediği için teşhir ediliyorsa, burada bireysel sorumsuzluktan değil, yapısal bir problemden söz etmek gerekir. Bu durum, sosyal destek mekanizmalarının yetersizliğini ve kaynak dağılımındaki öncelik hatalarını açıkça ortaya koymaktadır.
Üniversite bütçeleri, birçok küçük yerel yönetimin bütçesiyle karşılaştırılabilecek büyüklüktedir. Bu ölçekte bir kaynağın var olduğu bir sistemde, öğrencinin temel beslenme ihtiyacını karşılayamaması kabul edilebilir değildir. Bu, yalnızca bir yönetim zafiyeti değil, aynı zamanda kamu kaynaklarının kullanımına ilişkin ciddi bir hesap verebilirlik sorunudur.
Sonuç olarak mesele, bir kantin işletmecisinin davranışının ötesindedir. Mesele, üniversitenin hangi önceliklerle yönetildiği ve kamu kaynaklarının kim için kullanıldığıdır.
Bu nedenle artık şu sorunun yüksek sesle sorulması gerekmektedir:
Devletin Sağlık, Kültür ve Spor Daire Başkanlığı’na gönderdiği ödenek nerede kullanılıyor?