OKUL KAPISINDA KALAN HAYALLER: TÜRKİYE’NİN DÜNÜ, AZERBAYCAN’IN BUGÜNÜ
Konyalı Abi
Bir zamanlar Türkiye’de yaşanan başörtüsü mağduriyetleri, bugün kardeş Azerbaycan’dan gelen haberlerle yeniden hafızalarımızda canlanıyor.
Bazı acılar vardır, üzerinden yıllar geçse de unutulmaz. Bazı haksızlıklar vardır, hangi ülkede yaşanırsa yaşansın insanın vicdanında aynı yarayı açar.
Türkiye, başörtüsü meselesinin ne anlama geldiğini çok iyi bilen bir ülkedir.
Biz bu tartışmaları yalnızca gazete manşetlerinden okumadık. Üniversite kapılarında bekleyen genç kızların gözyaşlarında, eğitim hayalleri yarım kalan öğrencilerin sessizliğinde, evlatlarının geleceği için endişelenen anne ve babaların çaresizliğinde gördük.
Özellikle 28 Şubat sürecinde başörtüsü nedeniyle üniversitelerine devam edemeyen, eğitim hayatı sekteye uğrayan, mesleki hayallerinden uzaklaştırılan nice genç kızımız oldu.
Bir dönem üniversite kapılarında başörtüsü ile eğitim arasında tercih yapmaya zorlanan öğrenciler, bugün hâlâ toplumsal hafızamızın önemli bir parçasıdır.
O günlerde mesele yalnızca bir kumaş parçası değildi.
Mesele, insanın inancı ile geleceği arasında bırakılmasıydı.
Mesele, okumak isteyen bir genç kızın önüne görünmez duvarlar örülmesiydi.
Mesele, eğitim hakkının kıyafet üzerinden tartışmaya açılmasıydı.
Ve Türkiye, yıllar içerisinde bu acı tecrübeden önemli dersler çıkardı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda çok daha iyi anlıyoruz ki bir insanın başındaki örtü, zihnindeki bilgiye, yüreğindeki sevgiye ve ülkesine yapacağı hizmete engel değildir.
Şimdi kardeş Azerbaycan’dan gelen haberler…
Son günlerde Azerbaycan’da okul kıyafeti düzenlemeleri kapsamında başörtülü kız öğrencilerin bazı okullara alınmadığına ilişkin haberler, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı bu acı hatıraları yeniden gündeme getiriyor.
Elbette her ülkenin hukuk sistemi, eğitim politikası ve toplumsal şartları farklıdır. Bu nedenle Azerbaycan’daki gelişmeleri Türkiye’nin geçmişiyle birebir aynı görmek doğru olmaz.
Ancak benzerlik taşıyan bir temel soru vardır:
Bir kız çocuğu, inancı gereği tercih ettiği kıyafet nedeniyle eğitim hakkından mahrum bırakılmalı mıdır?
Bu soruya verilecek cevap, yalnızca bugünün değil, gelecek nesillerin de vicdanını ilgilendirmektedir.
Bir düşünün…
Sabah erkenden uyanmış bir kız çocuğunu…
Çantasını hazırlamış, kitaplarını yerleştirmiş, geleceğine dair umutlarını yüreğine koymuş.
Belki doktor olmak istiyor. Belki öğretmen, belki mühendis, belki de ülkesinin geleceğini şekillendirecek bir bilim insanı.
Fakat okul kapısında kıyafeti nedeniyle geri çevrildiğini düşünün.
O anda yalnızca bir öğrenci sınıfından uzaklaştırılmış olmaz.
Bir çocuğun umutları incinir, ailesinin yüreğinde bir endişe büyür, toplumun adalet duygusu sorgulanır.
Çünkü okul kapıları çocukların önünde açılmak içindir, hayallerinin önünde kapanmak için değil.
Türkiye’nin tecrübesi bize ne öğretti?
Türkiye’de geçmişte yaşanan başörtüsü tartışmaları, devlet ile vatandaş arasındaki ilişkinin temel hak ve özgürlükler bakımından ne kadar önemli olduğunu gösterdi.
Başörtülü öğrencilerin üniversite eğitimine erişimi uzun yıllar tartışma konusu oldu. Kimi gençler eğitimlerini sürdürebilmek için başörtülerini çıkarmak zorunda kaldı, kimileri eğitimlerine ara verdi, kimileri de öğrenimlerini başka ülkelerde devam ettirmeye çalıştı.
Bu yaşananların bıraktığı izler kolay silinmedi.
Ancak zamanla Türkiye’de yükseköğretimde ve kamu kurumlarında başörtüsüne ilişkin kısıtlamalar büyük ölçüde kaldırıldı.
Böylece bir zamanlar toplumda derin ayrışmalara yol açan bir meselede önemli bir dönüşüm yaşandı.
Bu tarihî tecrübe bize şunu hatırlatıyor:
İnanç özgürlüğü ile eğitim hakkını karşı karşıya getirmek yerine, ikisini birlikte koruyan çözümler üretmek mümkündür.
İnsanların başörtüsü takma veya takmama özgürlüğü birbirinin rakibi değildir.
Asıl önemli olan, herkesin kendi tercihiyle, baskı görmeden ve eşit haklarla yaşayabilmesidir.
Kardeşlik, gerektiğinde birbirinin derdini de konuşabilmektir
Azerbaycan bizim için yalnızca sınırları belli bir devlet değildir.
Azerbaycan, gönül coğrafyamızın ayrılmaz bir parçasıdır.
Bakü’de dalgalanan bayrağı gördüğümüzde heyecanlanırız. Karabağ’ın özgürlüğüne kavuşmasını kendi sevincimiz gibi yaşadık.
Çünkü biz, “İki devlet, tek millet” sözünü sıradan bir slogan olarak değil, tarihî ve manevi bir kardeşliğin ifadesi olarak görüyoruz.
İşte bu yüzden kardeş Azerbaycan’da yaşandığı bildirilen başörtüsü sorununa da kayıtsız kalamayız.
Ancak bunu yaparken dilimiz kırıcı değil, yapıcı olmalıdır.
Kardeşlik hukukuna yakışan, suçlamak değil anlamaya çalışmak; ayrıştırmak değil ortak değerler etrafında çözüm aramaktır.
Türkiye’nin geçmişte yaşadığı sıkıntıları hatırlatmak, Azerbaycan’a ders vermek anlamına gelmez.
Aksine, bizim yaşadığımız acıları kardeşlerimizin yaşamamasını istemek anlamına gelir.
Sayın İlham Aliyev’e bir kardeşlik çağrısı
Azerbaycan Cumhurbaşkanı Sayın İlham Aliyev’e ve ülkenin eğitim yöneticilerine, Türkiye’nin geçmişte yaşadığı tecrübeler ışığında samimi bir çağrıda bulunmak istiyorum.
Başörtülü öğrencilerin eğitimden uzaklaştırıldığına ilişkin haberler titizlikle incelenmeli, varsa mağduriyetler giderilmeli ve çocukların eğitim hakkını güvence altına alacak çözümler geliştirilmelidir.
Bir devletin gücü yalnızca ekonomik kalkınmasıyla, ordusuyla veya uluslararası alandaki başarılarıyla ölçülmez.
Vatandaşlarının haklarını koruyabilmesi, farklı hayat tarzlarına saygı gösterebilmesi ve çocuklarının geleceğine sahip çıkabilmesi de güçlü bir devlet olmanın önemli göstergelerindendir.
Başörtülü veya başörtüsüz her kız çocuğu aynı ülkenin evladıdır.
Her birinin okuma, öğrenme, üretme ve ülkesine hizmet etme hakkı vardır.
Hiçbir çocuğun geleceği, yetişkinlerin kıyafet ve kimlik tartışmalarının gölgesinde kalmamalıdır.
Dün bizim yaşadığımızı bugün başkaları yaşamasın
Türkiye’de başörtüsü nedeniyle eğitim hayatı kesintiye uğrayan genç kızların yaşadıkları, tarihimizin unutulmaması gereken sayfalarından biridir.
Bu hatıraları canlı tutmanın amacı eski yaraları yeniden açmak değil, benzer mağduriyetlerin tekrar yaşanmasını önlemektir.
Bugün Azerbaycan’dan gelen haberler karşısında hissettiğimiz hassasiyetin kaynağı da budur.
Çünkü acının milliyeti olmaz.
Bir annenin evladı için duyduğu endişe Ankara’da da aynıdır, Bakü’de de.
Bir öğrencinin okuluna kavuşma sevinci İstanbul’da da aynıdır, Gence’de de.
Ve bir çocuğun eğitim hayali, dünyanın neresinde olursa olsun korunmaya değerdir.
Son söz…
Türkiye geçmişte başörtüsü üzerinden yaşanan ayrışmaların ağır sonuçlarını gördü.
Dilerim kardeş Azerbaycan, benzer tartışmaları çocukların eğitim hakkını koruyarak, toplumsal barışı güçlendirerek ve farklı inançlara saygı göstererek çözer.
Çünkü eğitim hakkı ertelenebilecek bir hak değildir.
Çünkü hiçbir kız çocuğu inancıyla geleceği arasında tercih yapmaya zorlanmamalıdır.
Çünkü başörtüsü bir engel değil, kişinin inanç ve tercih özgürlüğü kapsamında değerlendirilmesi gereken bir meseledir.
Ve çünkü biz biliyoruz ki:
Bir ülkenin gerçek zenginliği, çocuklarının başındaki örtüde değil, o çocukların zihninde yeşeren bilgide, yüreğinde taşıdığı umutlarda ve geleceğe uzanan hayallerindedir.
Dün Türkiye’de okul kapılarında yaşananları unutmayalım ki bugün başka coğrafyalarda aynı acılar yaşanmasın.
Kardeşliğimiz daim, vicdanımız diri, okul kapılarımız bütün çocuklara açık olsun.
İki devlet, tek millet; ortak tarih, ortak vicdan, ortak gelecek.