Leş kokan hayatlarının kokusuna burunları alışmış insanlar…!

Hilalalem

Normalleşmesin ne olur normalleşmesin
Herkesin elalem dediği mahalle baskısını özetle Allah korkusu kuldan utanma duygusunu özledik.

Acaba her şey normal de ben mi anormalim? Nasıl oluyor da insanlar devam edebiliyorlar? İnsanlar yeni normallerin delisi, durumları ise "normalliğin deliliği" hâlini alıyor... Normal, kime göre neye göre?

Televizyonda izlediğimiz diziler sadece hikâye anlatmıyor. İlişkileri, gücü, acıyı ve krizleri “normalmiş” gibi göstererek bizi yavaş yavaş buna alıştırıyor. Fark etsek de etmesek de.
İzlemek Artık Sadece İzlemek Değil
İzlemden kasıt sadece tv de değil…!
Bugün medya izleyicisi olmak, sadece ekran karşısında vakit geçirmek anlamına gelmiyor. İzlerken bir yandan kafa dağıtıyoruz, bir yandan da yaşadığımız toplumu, ilişkileri ve hayatın kendisini anlamaya çalışıyoruz. Çünkü Türkiye’de televizyon, sosyal medya günlükleri, sahte hayat ve ilişkiler gündelik hayatla sürekli temas hâlinde.
Bazen bir sahneye eskisi kadar şaşırmadığımı fark ediyorum. O an durup düşününce, bunun sadece alışmakla ilgili olmadığını anlıyorum. Aynı şeyleri tekrar tekrar görmek, neyin normal kabul edildiğini de yavaş yavaş değiştiriyor.
Dizilerde iktidar sadece patronlarda ya da aile büyüklerinde karşımıza çıkmıyor. Evlerin içinde, ilişkilerin ortasında, gündelik konuşmalarda da var. Kimin sözünün geçtiği, kimin sustuğu, kimin karar verdiği sürekli tekrar eden bir düzen olarak sunuluyor.
Bu tekrarlar zamanla görünmez hâle geliyor. Sorgulamak yerine kabullenmeye başlıyoruz. Çünkü tanıdık olan, çoğu zaman daha az rahatsız ediyor.
Haberlerde kriz, dizilerde dram hiç bitmiyor. Hastalıklar, kavgalar, büyük kopuşlar, sert sahneler… Hepsi hayatın olağan parçaları gibi sunuluyor. Bir noktadan sonra daha fazlasını bekler hâle geliyoruz.
Daha az şaşırmak, daha çabuk kabullenmek, daha hızlı unutmak… Bu da normalleşmenin başka bir yüzü.
Sosyal Medya Bu Süreci Hızlandırıyor
Televizyonda izlediğimiz sahneler sosyal medyada defalarca karşımıza çıkıyor. Kısa videolar, replikler, yorumlar… İzlemesek bile maruz kalıyoruz. Algoritmalar da benzer içerikleri önümüze düşürerek bu döngüyü hızlandırıyor.
Böylece aynı temalar, aynı ilişkiler ve aynı tepkiler sürekli pekişiyor.
Sonrasında insanların göze soktukları sosyal medya hayatlarına baktığımız zaman bunların sadece televizyon ekranında bir diziden değil hayatımızın içindeki bir çok olay gibi olduğunu fark ediyoruz. Dizilerden daha ilginç hayatları duydukça bu kadar da olmaz desek de ruhen özümseyip zamanla normalmiş sanıyoruz.
Bir Süre Sonra Garip Gelmemeye Başlıyor
Televizyonda izlediğimiz şeyler bir noktadan sonra şaşırtmamaya başlıyor. Başta tuhaf gelen ilişkiler, sert tepkiler ya da sınırları zorlayan sahneler zamanla tanıdıklaşıyor. Çünkü aynı durumları farklı dizilerde, benzer hikâyelerde tekrar tekrar görüyoruz.
İzledikçe alışıyoruz. Alıştıkça da sorgulama eşiğimiz düşüyor. “Bu da böyle” dediğimiz anlar çoğalıyor. Belki her izlediğimizi içselleştirmiyoruz ama sürekli maruz kalmanın bizi etkilediğini de inkâr edemiyoruz.
Bugün izlediğimiz diziler sadece hikâye anlatmıyor. Neye alışmamız gerektiğini de yavaş yavaş öğretiyor. İlişkilerdeki dengesizlikleri, iktidarı, susmayı ve kabullenmeyi.
İşin ironik tarafı şu: Bunların farkında olsak bile, akşam yine aynı saatte televizyonu açıyoruz. Çünkü bazen normalleştiğini bildiğimiz şeyler bile, izlenmeye devam ediyor.
Karanlık bir oda, ancak gözümüz alışana dek zifiri karanlıktır. Gözümüz karanlığa alıştığında eşyalar görünür olmaya başlar. Bir de ışığı açarsak ortam normale döner. Yani olağan hale gelir.
Olağanüstü bir durumu yalnızca ilk duyduğumuzda çok büyük bir tepki veririz. İlk şoku atlattıktan bir müddet sonra (yapımıza bağlı olarak) normale döneriz.
Başkasının başına gelen felaketler hep bizden uzak görünür. Felaketi, bir anda ters düz olmayı yakıştıramayız kendimize. Normal hayat akışımızın bozulmasını kaldıramayacağımızı düşünürüz hep. Gücümüz sınanmaya başladığında ise felaketin boyutu anlaşılır. Normalimiz bozulur. Fakat yerine yeni normallerimiz gelir. Alışmak zorundayızdır, istesek de istemesek de alışırız. Yani normalleşiriz.

Her şeyin hızla değiştiği, değersizleştiği şu garip çağda değer yargıları olan insanlar demode olarak görülüyor ve ilginç bir şekilde yadırganıyor. Yanlış anlaşılmasın, tutuculuk kıvamındaki davranışlardan söz etmiyorum. Yukarıda da bahsettiğim, bütün insanlık için temel meseleler olan değer yargıları ve ahlak yasaları derdim.

Herhangi bir kurumda herhangi bir iş yapmak için sade vatandaş olmak yetmiyor mesela. İllaki bir tanıdık selamı, yetkili bir ağebey emri ya da bu işi yapmak için kullanılacak yasal boşlukları gösterebilmek için gönüllerden kopacak bir miktar danışmanlık(!) ücreti gerekiyor. Yoksa iş uzadıkça uzuyor. Hatta olmuyor bile bazen.
İyi niyetli düşünerek fazla iyi niyetten(!) kaynaklandığını varsaydığım(!) örnekler çoğaltılabilir. İşin acı tarafı bu örneklerin alnı secde görmüş, inançlı olduğunu, İslamın savunucusu olduğunu söyleyen kimseler tarafından bile bir an düşünülerek kul hakkı olarak değerlendirilmiyor olması. Öyle ki bir millet vekili herkesin adalet duygusunu incitecek bir hareketle, mensubu olduğu partinin antetli kağıdıyla adalet bakanına torpil mektubu yazabiliyor. Torpil bir yana, böylesi adeletsiz bir davranış için adalet bakanına ricacı olmak ayrıca trajik bir durum. Bu olay özelinde henüz bir açıklama ya da savunmaya rastlamadım ama bu tarz torpil olaylarında savunmalar durumdan daha vahim oluyor:”ee naparsın devir böyle bir devir. Bu devirde dayın yoksa işin zor. Hem bizimkisi çalışkandır. Arsız hırsız geleceğine varsın bizimki gelsin”, “burda işler böyle yürüyor”. Kul hakkı diyecek olsanız, “aman canım adayların hepsinin vardı bizim olmasa bu da adaletsizlik olurdu” gibi bir cümle daha duyup (eğer insanlık kriterlerine göre hala normal bir insansanız) insanlığınızdan utanabilirsiniz.
Yüce yaradanın affetmeyeceğini belirttiği” kul hakkı” günahı bile işte böyle böyle sıradanlaşıyor, normalleşmiş bir anormal olarak karşımıza çıkıyor. Sabah akşam liyakatten, haktan, hukuktan, Allah kelamından bahsedilmesi de belli ki durumu iyice hazmedilir hale getiriyor.
Sadece kul hakkı değil; birçok sapkınlık, algılardaki bozukluk, toplumsal yapıdaki bozulma, birey odaklı yaşamın getirdiği toplumsal çözülme vs. özgürlük kelimesi altında dokunulmaz hale geliyor ve bu durumlar normalleşirken bunların garipsenmesi ise anormalleşiyor.
Son bir örnek vereyim. Hepimiz “anne lütfen ölme!” ve “ölmek istemiyorum” çığlıklarını hatırlıyoruzdur. Peki biz o vahşet anının görüntüsünü nasıl izleyebildik? Güvenlik kamerası marifetiyle mi? Hayır tabi ki. Biz o görüntüleri kanlı, canlı bir o kadar umursamaz ve aymaz birinin cep telefonu kaydından izledik. Görüntülerden de anlaşılabileceği gibi çığlık çığlığa yardım isteyen genç kıza bir Allah’ın kulu koşmamıştı. Ama videosu o kadar hızlı yayıldı ki herkes “aa sen izlemedin mi? dur bak göndereyim çok acayip” diye birbiri ile yarışa girdi adeta. Video sosyal medyada dolaşırken vahşeti kınamaktan çok, izlemenin ve yaymanın sadistçe güdüyle yapıldığı hissine kapıldım. Önceleri ölü görmekten bile korkan insanlar cesurca bu videoları izleyebildi. Ölen bizim annemiz değildi feryat eden de biz değildik. Ama olayı izleyen hepimizdik. Vahşet içeren diziler, bel altı televizyon programları, öldürmeyi, vahşeti o kadar kanıksattı ki bize bir süre sonra bu bile normallerimiz arasına girdi. Artık vahşet içeren haberlere, parçalanmış bedenlere şöyle bir bakıp, bir anlık ah edip normal yaşantımıza kaldığımız yerden devam edebiliyoruz.
Yukarıda sayıp döktüğüm olaylar ülkemizde sıkça rastladığımız örnekler ve maalesef ki çoğaltılabilirler.
Bu olaylar içinde sıkışıp kalmış, düzene ayak uyduramamış, tıkır tıkır işleyen çarkın bir dişlisi olamamış, sürekli değişen oyunun kurallarını bir türlü kavrayamamış olan kimseler itiraz etmek için yeltenirken adamsendecilerin “boşversene yaşamana bak, herşeyi kafaya takma yoksa yaşayamazsın”, “rahat ol”, “düşünme” gibi dostane tavsiyelerini duyup kendilerini sorgulamaya başlarlar. Acaba her şey normal de ben mi anormalim? Nasıl oluyor da insanlar devam edebiliyorlar?
Hâl böyle olunca
Duamızı yineliyoruz…

değerlerini yitirmemiş olan normal’lerin karakterleri zeval görmesin; yüce Yaradan kendini normal hisseden herkese sabır ve mücadele gücü versin.
Vesselam…!

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.