Bazı şeyleri ne kadar çabuk kaybediyoruz değil mi… mesela güven
Sen binbir emekle kırılmasın diye üzerine titrerken
Birileri gelip tek bir sözle senin yüreğini paramparça edebiliyor. Gözünden sözünden sakındığın insanlar, seni ve duygularını gözünü kırpmadan harcıyor. O yüzden hep söylerim güven bir ömür sürer aldatılmakan meselesidir.
Şimdi insanlar hangi alanda kime nasıl güveneceğini bilmeyeceği bir ortamda çünkü başta kendine güvenmiyor. Bugün espirisi yapılan şeylerde bile Allah’ım bol para ver ki ben de değişecek miyim bir bakayım diyerek bu durumun mizahını yapıyor.
Unutma..! Insanlara olan en büyük zayıflığın onlara olan güvenindir.
İnsanlar yardım kuruluşlarına yardım ederken insanlara güvenmek istiyor verdiği paranın doğru insanlara ulaşmasını diliyor. Sırf hükumetten dolayı devlet kurumlarını itibarsızlaştırtırmak için kimilerinin alkışlayarak tavana çıkardığı insanların toplanan paraların nasıl hiç ettiğini, nerelerde yedigini maalesef ki bir kez daha güvenimiz sarsılarak izliyoruz. Ülkenin en güvenilir insanları kimdir diye anket yapıldığı zaman insanlar nerede reality Soğullardaki saçma sapan programdar var onların sunucularından bahsediyor… çünkü ülkenin en güvenilir insanı benim diyebilecek kadar kendine güvenmiyor.!
Bugün vefasızlığın arsızlığın hırsızlığın alkışlandığı ülkemde dürüst insana saf ve aptal gözüyle bakmak zaten içinde bulunduğumuz durum çok net anlatıyor.
Hayatta iki şeye güveniyorum. Biri aynaya baktığımda gördüğüme, diğeri yukarı baktığımda göremediğime. Demiş Sagopa Kajmer
Ne güzel özetlemiş fani dünyayı…
Güç ve güveni hep dışımda aradım, ama bunlar insanın içinden gelir ve her zaman oradadırlar. Sözüyle Sigmund Freud kendi içimizde bile güveni aramamız gerektiğini öğrendim.
Güven, sevgi, dostluk, aile ve ötekiyle temas içeren bireysel bağların kökeninde bulunduğu gibi, politika, ekonomi, çalışma hayatı ve tıbbi uygulamalar dahil olmak üzere tüm sosyal ilişkilerin de asli unsurudur. Davranışlar ve sözlü ifadeler genellikle güvene bir dayanak teşkil etse bile, insanların size karşı her nazik ve ilgili davranışı veya hoşa giden sözleri onlara koşulsuz olarak güven duymanız için yeterli değildir. İnsanlara güvenmek, onların dikkat, şefkat veya profesyonel ilişkilerde ahde vefa içeren davranışlarına dair beklentilerinizin istikrarlı şekilde karşılandığı bir süreci gereksinir. Fakat insanlar kesin bir yargıya ulaşmadan başkalarına güvenmeye eğilimlidirler. Bazı filozoflar, güvenin önermeye dayalı soyut bir tutum olduğunu savunuyor. Psikoloji alanındaki bir tanım ise güvenin; benliğin, başkalarının durum ve duygu temsillerini anlamlandıran bir beyin süreci oluşuna işaret etmekte. Güven nadiren mutlak bir nitelik arz eder, çoğunlukla belirli durumlarla sınırlıdır; mesela bir arkadaşınıza size doğruyu söyleyeceği konusunda güvenebilirken, üzerinizde bir cerrahi işlem uygulamasına izin verecek kadar ona güven duymazsınız. Güvenin aynı zamanda duygusal bir temellendirmesi de vardır; arkadaşınızın size doğruyu söyleyeceğine dair inancınız, ona karşı geliştirdiğiniz olumlu bir tutumdan kaynaklanır, çünkü insanlara güvenmek için onlar hakkındaki hislerinizin olumsuz ya da kayıtsız olmaması gerekir.
Güven genellikle, bir kişinin dürüstlüğüne olan inancımız olarak tanımlanır. Araştırmalar, güvenin ilişkilerde emniyet hissini artırırken, savunmacı ihtiyaçları azalttığını öne sürüyor. Ayrıca güven hissi, insanların duygularını ve isteklerini muhataplarıyla daha rahat paylaşmalarını da teşvik ediyor.
Fatih Altaylı “Ahbap” derneği ile ilgili ilk fişeği attığı zaman içimde bir şey “Eyvah” dedi…
Son yıllarda oluşturmayı başardığımız belki de “Tek ortak duygu” büyük tehlike altında dedim kendi kendime…
“Tasada beraber olma” duygusuydu bu…
O nedenle yine kendi kendime dedim ki;
“Eğer gerçekten tarafsız ve adil biçimde yürütülür, siyaset bulaştırılmazsa;
İşte bu, son yılların hepimiz açısından en önemli davası olabilir…”
Dönemin popüler ismi Pelin Batu, attığı bir tweetle niyetinin insanların acısına ortak olmaktan ziyade siyaset olduğunu nasıl da ortaya koymuştu. Bakın neler söylemiş:
"Devlet yoktu ama halk vardı; sivil toplum örgütleri, Haluk Levent, AHBAP ve binlerce isimsiz kahraman... Kumbarasını gönderen çocuktan sahibinin başında bir dilim ekmekle bekleyen köpeğe kadar güzel bir ulus var."
"Yoktu" dediği devlet, eksiğiyle fazlasıyla oradaydı. Halen de orada; 55 binin üzerinde konut yapıldı şu ana kadar.
"Vardı" dediği Haluk Levent şimdi tutuklu. Topladığı ve çok ciddi miktardaki paranın büyük bölümünü kumarda kaybetmiş.
O gün, "Paranızı devlet kurumlarına değil AHBAP'a verin," diyenlerin bugün ne kadar da mahcup duruma düştüğünü görebiliyorum.
Peki daha önceden karşılıksız çek nedeniyle çeşitli defalarda gözaltına alınan Haluk Levent gibi bir adamın, böyle devasa paralar toplayan bir derneğin başında olması tuhaf değil miydi?
Hem de çok tuhaf, çok yanlış...
Ama şöyle bir hayal edin...
Devlet o dönemde derneğin faaliyetlerini yasaklasa eminim AHBAP'a destek verenler ayaklanırdı.
Veya devlet bir operasyon yapsa anlatamazdı bunu kamuoyuna.
Neler söylenebileceğini tahmin ediyorsunuzdur.
Yazık...
Bazılarının sırf hükümet karşıtlığı, bazılarının ise gerçekten samimiyetle insanlara yardım amacıyla para verdiği AHBAP'ın gerçek yüzü buymuş.
Buydu.
Bazen sırf ideolojik saplantı ve hırsla, sizdenmiş gibi görünen birinin yanlışlarını göremeyebilirsiniz.
Tam bir sosyolojik sonuç...
Daha "bizdenmiş", "sizdenmiş" gibi görünüp fırıldaklık yapan kimler var?
Görmek için birazcık ideolojilerden sıyrılmak yeterli.
Çünkü ideoloji saplantıya dönerse uyuşturur.
Veselam…!