Bu hafta ruhumun, düşüncelerimin ve kalemimin biraz kafası karışık…

Hilalalem

Türkiye’de en kolay işlerden biri köşe yazarı olmaktır.
Çünkü herkesin her konuda bir fikri vardır. Futbol, siyaset, ekonomik ve sosyal meseleler üzerinde çok rahat kafa yorulan konulardır. Kimse kendi farkını ortaya koymayı düşünmez.
Bugün Allah yazdıysa bozsun diyen yaradının bile işine karışan onca insan varken farkını ortaya koysanda cebine para sıkıştırılmış dilediğince yazı yazdırılan yazarlar kadar kimse okunmaz bu ülkede…
Çünkü doğrunun ve iyinin alıcısı azdır…!
Üslupsuzluk diyarında birde ben yalan söylemiyorum ki, gelsin yüzüne de derim hadsizliği moda olmuş. Yazımın konusunu belirlemeden sayfamı açıp içimden geldiği gibi dökülmeye başladığım şu an içerisinde toplumsal ahlakın her alanda nasıl çürüdüğünü bir örnekle kaleme almakla başlamak istedim.
Hemde kendi sektörümüzün en acı tarafını yazarak.
Gelelim herkesin biribirinden daha dindar olduğu ama günaha gelince en önde koştuğu gariban islamın geldiği noktaya.
İslamcılık Mısır’da doğdu; İran’da animasyonunu, Türkiye’de edebiyatını yaptılar.
Ama az bi insan samimi mümin ve müslüman olabildi…!
İnsanın başına ne geliyorsa en çok dili yüzünden gelmiyor mu? Bugün en iyi edebiyatı en büyük yemini edenler değil mi toplum önünde el pençe durulan tayfa… başta siyaset de sonra hitabette en çokta ticarette.
Reklamın en iyisini veren kazanır, siyasette en çok el çırpan bir yere gelir hatta ağzı en iyi laf yapıp islamı hafifleten hocalar baş tacı edilir…
Aslına bakarsanız şuan herseye sahip insanın bile içinde ki devasa boşluğu dolduramadığını çok net görüyoruz. Özünden sapan Herşeyin nasıl içimize kadar inşiraha muhtaç bıraktığının en belirgin zamanlarında değil miyiz?
insanlık olarak ciddi bir anlam krizi yaşıyoruz. Bu anlam krizinin kaynağı nedir diye ruhumu irdeler dururum.
Yaşarken, köfte ekmek yemiş de ayranı köftesine yetmemiş gibi neden hisseder ki insan?
Yada kurallar ölücüsünde ilerlerken trafikte hız sınırına uymuşken neden kırmızı ışığa denk gelir aracın? Yatırım için aldığın altınlar bir anda düşen kurla birlikte ziyan olur…
Niye hep yarım, olmamış, geç kalmış?..
Çünkü hayatta neye sahip olduğumuzdan çok, neden bende yok arasında ki tatmin olmayan duygularla şekillenir ruhumuz.
İnsan bir "neden" bulmadan "nasil" sorusunu çözemez.
Sağlam sorular sormadan kendimize, o soramadığımız soruların nasıllarını arıyoruz belki de.
En büyük yanlışı belki de "Nasıl?" sorusundan başlayarak yapıyoruz: Nasıl mutlu olurum? Nasıl başarılı olurum? Nasıl beni bundan daha çok severler? Nasıl daha lüks yaşarım? Nasıl çalışmadan zengin olurum…
Kafası karışık bir insan topluluğundan öteye gidemedik.
Sessiz ve sakin olmanın prim yapmadığı, akli selim davranmanın para etmediği, nezaket denilen şeyin antika muamelesi gördüğü programları izleyerek akşamı ediyor ende ki kadınlarımızın çoğu.
Bir müddet sonra eşlerini bu kafa ile karşılıyor, çocuklarına bu kafa ile yaklaşıyor, etrafına bu kafa ile değer veriyor ya da vermiyorlar.
Para için her şeyi yapan, hediye paketi gibi giyinmiş, ağzından salyalar saçarak bağıran kadın konsepti yüzünden iddiasız kadınlar prim yapmıyor artık.
Yemekten hemen sonra açılan diziler de toplumun en önemli taşı olan kadınların ayarları ile oynuyor. Bir adama beş on kadının düştüğü, kadınların zengin erkek avcısı olduğu, bütün kadınların entrikacı gibi davrandığı dizilerde saf olmak salak olmakmış gibi üç saat boyunca zihinlere kazınıyor.
Reklam aralarında girilen sosyal medyanın insanı ne hale getirdiğini siz biliyorsunuz zaten.
Otobüste yer vermesen gözlerini devirecek ablaların bilezik için neye dönüştüklerini gören gençleri, dönüştükleri şey için fazla suçlamamak lâzım sanırım.
Yaptığı evlilik programı toplum ahlakını bozuyor diye kaldırılan
kadının, üç saat boyunca toplumun kirli çamaşırlarını nasıl kaynatıp balkona astığını izliyoruz.
Içkiyi sigarayı özendirir korkusu ile Tv'de sansürleyen devlet, bu toplumsal deformasyon için bir şey yapmalı değil mi artık?
Toplumun geleceği olan çocuklar bu kadınların ellerinde
büyüyor. Senin vurdumduymazlığın benim geleceğimi etkiliyor.
Anneleri bilinçli ya da bilinçsiz oldukları bu durumdan
kurtarmak için ne zaman hareket geçilecek?
Adına özgürlük diye diye uyuşan beyinlerin vebalini kim ödeyecek?
Vesselam…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.