Saniyelerin, dakikaların, saatlerin, günlerin, haftaların, ayların, yılların; velhasıl ömrün hızla akıp gittiği şu günlerde, çok müstesna bir zamana, Kurban Bayramı’na yaklaşmaktayız.
İnsanı Allah’a yaklaştıran namaz, oruç, hac ve zekat gibi ibadetlerimizin yanında bir de kurban ibadetimiz vardır. Sözlükte "yaklaşmak" anlamına gelen kurban; dini bir terim olarak, Allah’a yaklaşmak ve ibadet niyetiyle belirli bir vakitte, belirli şartları taşıyan hayvanı usulünce kesmektir.
Kur’an-ı Kerim’de açıkça zikredilen kurban ibadeti, Hac Suresi 34. ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: "Her ümmet için, Allah'ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız O'na teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele!"
Peki, biz bu ibadeti yerine getirirken sadece bir hayvanı mı kesiyoruz, yoksa manevi olarak da Allah’a yaklaşıyor muyuz?
Burada karşımıza çıkan en önemli husus takvadır. Nitekim Hac Suresi 37. ayet-i kerimede şöyle buyrulmaktadır: "Onların ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır; fakat O'na sadece sizin takvânız ulaşır."
Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; dolayısıyla kesilen hayvanların ne etleri ne de kanları O'na ulaşır. Allah’a ulaşacak olan tek şey niyetimiz, ihlasımız, sevgimiz ve saygımızdır. Bu sebeple ibadetlerimizi eda ederken gösterişten ve "El alem ne der?" düşüncesinden tamamen uzak durmalı, yalnızca Allah’ın rızasını gözetmeliyiz.
Kurban, Hz. İbrahim’in sadakatiyle Hz. İsmail’in teslimiyetinin yeryüzündeki en somut tezahürüdür. Biri en sevdiği evladıyla sınanırken, diğeri canıyla sınanmış; fakat her ikisi de Allah’ın emrine tam bir itaatle teslim olmuşlardır.
Hz. İbrahim ve Hz. İsmail’in bu teslimiyet dolu kıssası, Kur’an-ı Kerim’de Saffat Suresi 100-111. ayet-i kerimelerde şöyle anlatılmaktadır:
"Rabbim! Bana sâlihlerden olacak bir evlat ver, dedi. İşte o zaman biz onu uslu bir oğul ile müjdeledik. Babasıyla beraber yürüyüp gezecek çağa erişince: 'Yavrucuğum! Rüyada seni boğazladığımı görüyorum; bir düşün, ne dersin?' dedi. O da cevaben: 'Babacığım! Emrolunduğun şeyi yap. İnşallah beni sabredenlerden bulursun' dedi. Her ikisi de teslim olup, onu alnı üzerine yatırınca: 'Ey İbrahim! Rüyayı gerçekleştirdin. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Bu, gerçekten, çok açık bir imtihandır' diye seslendik. Biz, oğluna bedel ona büyük bir kurban verdik. Geriden gelecekler arasında ona (iyi bir nam) bıraktık: 'İbrahim'e selam!' dedik. Biz iyileri böyle mükâfatlandırırız. Çünkü o, bizim mümin kullarımızdandır."
Velhasılıkelam; kurban, paylaşmaktır. Sadece etleri değil; sevgiyi, saygıyı, merhameti, mutluluğu, samimiyeti ve hayatı güzelleştiren ne varsa hepsini paylaşmaktır.
Hz. İbrahim’in sadakatinden ve Hz. İsmail’in teslimiyetinden pay alabildiğimiz, etin değil takvanın bölüşüldüğü bir bayram olması temennisiyle...