Haklı olmak mı önemli yoksa mutlu olmak mı?

Gevher Hatun

Haklı olmak mutlu olmayı getirmez çoğu zaman, ama biz insanoğlu bir haklılık sevdası içerisindeyiz ki çoğu zaman bu sevdamız sonu gelmeyen kin ve nefret tohumları ekiyor kalplerimize. Kendi ruhumuzda onarılması imkansız yaralar açtığımız gibi etrafımıza da saçıyoruz bu tohumdan. Kardeşi kardeşe, karı kocayı birbirine, anne ve babayı evladına düşüren en temel sebep haklı olma tutkusu değil mi? İnsanlar haklı olduklarını düşündüklerinde ya da gerçekten haklı olduklarında acımasız olabilirler. Gözleri hiçbir şey görmez olur ve ağızlarından çıkan cümlelerin muhatabını ne denli yaraladığını idrak edemez hale gelebilirler. Haklı olma bilinci insanı öfkelendirebilir. Haklı olmak insana kibir de verebilir, bizi zalim yapabilir, müfrit yapabilir. Hatta bazen çetin bir imtihanımız olabilir.

Birbirinizle ilginizi kesmeyiniz, sırt dönmeyiniz, kin tutmayınız, ve haset etmeyiniz. Ey Allah kulları, kardeş olunuz. Bir Müslümanın, din kardeşini üç günden fazla terk edip küs durması helâl değildir. (Buhârî, Edeb)

Haklılık durumu, ironik bir şekilde, içinden haksızlıklar çıkarabilir.

İnsan bir kere karşısındakini haksız, kendini haklı gördü mü, bu görüş yapacağı, söyleyeceği her şeye

“meşruiyet” kazandırabilir. Haklılığın içinde sessizce bir fanatizm büyür; radikallik haklılık bilincinden

beslenir. Mazlumu, kimi zaman hiç hissettirmeden, zalimleştirebilir. Merhamet duygumuzu

kaybetmemize sebep olabilir ve bizleri dünyaya sağır hale getirebilir.

Haklılığını adalet ve merhamet terazisinde tartarak savaşan Hz. Ali’nin, savaşı kazandıracak da olsa

Sıffin’de suyu kesmemesi bu yüzdendir. Yüzüne tüküren kafire karşı havada kolunu öylece tutan da

budur. “Hilafet senin hakkın, kıyam et sana destek olayım” diyen Ebu Süfyan’a yüz vermemesi de bu

sebepledir.

Haksızlığa uğramış insan, kendine merhamet eder, haksızlık yapana öfke duyar.

Bu gibi durumlarda tefekkür etmek büyük bir önem arz eder.

Gecenin bir vakti kendi yansımamızdan arınıp dev aynasında kendini pek bir beğenen nefsimizi

karşımıza alarak, iş mizana gitmeden kendi adalet terazimize bir çıksak ne güzel olur.

Bunca cinayetler, boşanmalar, zulümler olmaz diye düşünüyorum.

Haklı da olsak kendimizi ve hakkımızı ezdirmeden nazikçe oradan uzaklaşabilmek ne büyük bir hicret

olurdu.

Fakat vesveselerimiz o kadar kuvvetli ki bu uğurda canımızı dahi hiçe sayabildiğimiz üzeri örtülemez

bir gerçeğimiz maalesef.

Haklılık duygusu ‘hakkın kendisinden’ daha önemli hale gelebiliyor. Hakikate teslim olacağımıza, her şeyi haklılığımıza teslim alabiliyoruz. Hiçbir şey bizi haksız çıkarmıyor. Olan her şey bize “aldırma sen haklısın” demeye başlıyor. “Bir düşün, kendini sorgula” diyen olaylar, durumlar zaten “haklılık duygumuz” tarafından yok ediliyor.

“Eyvah ayrılıyorum” kitabında Mustafa Kemal Çelik konuya şöyle değinmektedir.

“Hala anlayamadınız değil mi? Önemli olan haklı ya da haksız olmak değil. Kavganın kazananı yoktur. Ya kaybedersiniz ya da daha çok kaybedersiniz. Önemli olan kalp kırmamaktır. Önemli olan yargılamadan, karşılıksız sevebilmek ve iyilik yapabilmektir. Haklı bile olunsa özür dileyecek kadar asil olmak, bilge olabilmektir. Egonuzu kontrol edemediğiniz sürece, O sizi kontrol etmeye devam edecek. Böyle olduğu sürece tüm dünya sizin bile olsa asla mutlu olamazsınız”

EŞLER ARASINDA HAKLILIK İDDİA ETMEK

Evlilik kararı alan çiftler flört ve ya nişanlılık dönemlerinde birbirleri ile olağanüstü muhabbet

doludurlar, hatta evliliğin ilk ayları halk arasında “cicim ayları” diye de belirtilen zaman diliminde

muhabbet, sevgi, saygı ve aşk doruklarda iken fikir ayrılıklarının baş gösterdiği dönemlerde haklı olma

savaşları inceden inceye kendisini gösterir, eşlerin aileleri de olaylara müdahil olmaya başladığında

olaylar büyür ve büyü bir anda bozulmaya başlar. Haklı olduğunu düşünmek, özür dileyememek ve

gurur, tahta kurdu gibi evliliği sessiz ve derinden yer ve bitirir.

Haklı olmak eşler arasında önem arz etmemeli diye düşünenlerdenim. Tıpkı yersiz gurur ve küslük

gibi.

Sabaha kadar yastığımı ıslatan gözyaşlarım haklı olmanın verdiği bedeli ödüyorsa yerinde kalsın o hak.

Beni mutlu etmiyorsa sevdiğim adam veya kadını huzursuz ediyorsa canı cehenneme, kimin

umurunda haklı olmak? Haklı da olsan, haksız da olsan özür dilemekten çekinme. Korkma, dilin

aşınmaz, önemli olan sevdiğine sarılarak uyuyabilmek ve sabahına mutlu olarak bir buse

kondurabilmek. Bırak seni huzursuz ve mutsuz edecek haklılık olduğu yerde kalsın.

Pollyannacılık yaptığımı düşünebilirsiniz, dışardan öyle göründüğünün farkındayım. Fakat aynı yöne

bakan ve kalpleri birbiri için çarpan iki insanın aşklarının sen haklısın ben haklıyım cinayetlerine

kurban edilmesine muhalefetim. (Bu söylemlerim küçük fakat büyütülen kavgalar için geçerlidir.

Büyük ve sınırların aşıldığı durumlar istisnadır.) Sevginin nedensiz olması gerektiğini düşünenlerdenim.

Bir nedene bağlı olan sevgi ancak ticarettir. Ticarette haklılık temel ilkelerden

biridir.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.