Koca Yürekli Adam; Hamit

Alper Süzer

Küçük bir çocuk odasına ders çalışsın diye gönderilmiş. Oysa, çocuk hiç çalışmak istemiyormuş. Odaya girince pinpon topunu alıp duvara atmaya başlamış. Çalışmayacak ya, topu ayıp atıp tutuyormuş. Annesi odadan gelen sesi duyup terliği eline aldığı gibi harekete geçmiş. Tam bu esnada evin babası, anneyi tutmuş. Sonra odadaki çocuğuna seslenmiş: “Oğlum ne yapıyorsun?” top atışını durduran çocuk, hafif dik başlı şekilde cevap vermiş: “Hiiiç baba!” Bu kez baba tekrar seslenmiş: “O hiçe söyle sesiz olsun, sen de işine bak!” Akabinde topun duvara çarpması durmuş ve açılan defterin yaprak sesleri duyulmuş. Diyorlar ya, çocuk için babanın gölgesi yeter. Benim babamın gölgesi 24 Ocak’ta bizi bırakıp gitti… Mekanın Cennet olsun Canım Babam…

Size bugün hayatını ailesine adamış, torunlarıyla mutlu olmayı kendine şiar edinmiş bir baba, bir Büyükbaba’dan bahsedeceğim. Ben, bu koca yürekli adamı 23 yaşında tanıdım. Tanıdığımda ellili yaşlarındaydı. Ailesiyle yaşadığı evin alt katında tüp dükkânı işleten bir adamdı. Hemen yan dükkânda küçük kardeşinin eczanesi, onun yanında ağabeyinin beyaz eşya mağazası…

Dükkânda bulunan tüpler hacimlerine göre farklılık arz ediyordu. Bir memur çocuğu olarak hiç bilmediğim ayrıntılardı. En küçük olan piknik tüpü, eskiler bilir; adından da anlaşılacağı gibi pikniğe giderken olmazsa olmaz olan modeliydi. Bir karış boyuyla kendinden beklenenin üzerindeki performansı hele evdeki tüp bitince ocakta kalan yemeği pişirmesiyle ünlüydü. Bir büyük ağabeyi şişman tüp, o dönem servisi motosikletler ile yapılıyordu. Motorun arka tarafına monte edilen demirden yuva, tüpün beşikte gibi gitmesini sağlıyordu. Uzun ev tipi tüp modeli ise mutfak dolaplarımızda az yer tuttuğundan rahatlık sağlamıştı. Hangimiz tüpü yan yatırıp dibinde kalan son gram gazına kadar kullanmadık? Hangimiz tüp bitince komşudaki yedek tüpü istemedik? Evimizi ısıtan katalitik dediğimiz tüplü sobaları unuttuk mu yoksa? Hava ısınınca üzerine rengarenk desenli örtüler serdiğimiz ve baş köşede dekor ettiğimiz sobaları… Sobayı kapatıp gaz kokan odayı havalandırdığımız o şahane yılları… En büyük ağabeyimiz sanayi tipi tüp; bundan çok satılmadığı için sadece 3-4 tane bulundururdu dükkânda. Pek tabi doğal gazın gelmesiyle hayatımızdan çıkan tüp gaz da geçmişin tozlu sayfalarındaki yerini almış oldu.

Dükkâna gelen müşterinin yanında çocuk varsa, şeker ve çikolata yağmuruna maruz kalırdı. Eli bonkör olan bu büyüğümüze, hediye vermek çok yakışırdı. Hayata insan sevindirmek için gelmiş gibiydi. Kazandığından fazlasını vermekten çekinmeyen bu koca yüreğin, çalıştırdığı işçilere yevmiyelerinin dışında verdiği harçlıklara kaç kez şahit olmuşumdur. Garip gurebayı kollardı hep, bir defasında dükkânda otururken yaşlı bir teyze geldi. Elinde bir çuval yeşillik, 10 kg yoğurtla… Akşama kadar dolaştım, satamadım oğlum, sen al birazını deyince kadına acıyıp elindeki her şeyi iki katı fiyat ödeyerek alacak kadar yufka yürekliydi. Şimdi düşünüyorum da, o yıllarımız çok ama çok daha güzelmiş. Essahmış, merhamet varmış hayatımızda. Kıymetini bilememişiz!

Sabah dükkânı abdestli elimizle, besmeleyle açardık. Dükkânı koruyan daraba denilen demirin gacırdayan sesi, hemen üzerindeki evden duyulurdu. Sabah demini alan çaya, sıcak simit bir başka eşlik ederdi. Öğlen sıkma yenir ya da evden kızlar yemeğe çağırırdı. İkindi vakti kendi elleriyle Türk kahvesi yapardı. Duygusaldı benim babam, küçük bir çocuk gibi yaşadı. Severdi bizi, sofrada az yesek eliyle beslerdi. Kebap deyince akan sular dururdu. İşin piriydi. Kaliteyi anlardı, kuzu etinin en lezzetli yerini doğru marinasyonla inci gibi dizerek, nar gibi kızarttığı çöp şişleri yağlı ekmekle servis ederken kendiyle nasıl da gurur duyardı. Biz yedikçe keyif alır, o sadece bir şiş yer kenara çekilirdi. Hayatımda yediğim en lezzetli etleri pişiren kişiydi. Öğretti de işin sırlarını… Ama onun elinin lezzeti başkaydı.

Onun yanında bunalıma girme şansın olmazdı. Mutlaka iki satır, iki dize umut yazar verirdi eline. Üzülmene izin vermezdi benim babam. ‘Gülmek sana yakışıyor, Sen hep gül…’ diyerek teselli ederdi zor zamanlarda.

Hamit Hörmet; bu koca yürekli adamın tam 23 yıl damadı olma şerefine nail oldum. Nur içinde yat benim babam.

Fırtınayı kendi içinde yaşayan bu özel ve güzel adamın evladı, oğlu oldum. Ne zaman dara düşsem evini barkını açtı bana. Zor günümde yanımda oldu. Şundan eminim; seni çok özleyeceğim benim babam… Cenazesine gelen herkesin hem fikir olduğu cümle ‘Çok iyi adamdı, hiç kalbimizi kırmadı.’ oldu.

Dükkanında yıllarca çalışanlardan ellili yaşlarda biri, gözyaşları içinde gelerek ‘Babama yetişemedim. Mezarı nerde? Gidip helallik almak istiyorum, gelemediğim için özür dileyeceğim’ diyerek vefa borcunu ödemeye çalışanlardan sadece biriydi. Kalabalık içindeki herkes ona dair son sözünü söyleyerek yasımızı, acımızı paylaştı, yanımızda oldu. Allah herkesten razı olsun...

Evet dostlar, töremizde Ata dörttür malum. Lütfen bu Ahir zamanda ana-baba kıymetiyle ilgili telafisi mümkün olmayan boşluk bırakmayın. Öyle ki, eden buluyor. Son pişmanlık da fayda etmiyor…

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.