İttifak evrimsel bir süreçten geçerken, jeopolitik gelişmeler, üye ülkeler arasındaki görüş ayrılıkları ve yeni güvenlik sınamalarının arttığı bu dönemde, Türkiye'nin ev sahipliğindeki zirvenin tarihi nitelikte olacağı, ittifak üyeleri, NATO temsilcileri ve uluslararası uzmanlar tarafından sıklıkla dile getiriliyor.
22 yıl önce İstanbul'da boğazın iki yakasında NATO'yu ağırlayan Türkiye, artan jeostratejik önemiyle ittifakın kritik döneminde bu sefer 7-8 Temmuz'da Beştepe'deki Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nde zirveye ev sahipliğine hazırlanıyor.
İstanbul Zirvesi, NATO'yu küresel güvenlik aktörüne dönüştürdü
2004 yılına bakıldığında, o yıl toplam 26 üyeye ulaşan NATO'nun en temel önceliğinin terörle mücadele olduğu görülüyor.
Gerek 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında oluşan güvenlik ortamı, gerek kolektif savunmaya dair "5'inci maddeyi" ilk kez işletmiş olan NATO'nun o dönemdeki en önemli sınamalarından biri, Avrupa-Atlantik bölgesi dışında 21'inci yüzyılda ortaya çıkan tehditlerle mücadele yeteneğini geliştirme olarak ön plana çıkıyor.
O dönemde oluşan yeni stratejik ortam nedeniyle tehditleri coğrafi açıdan değil, işlevsel açıdan değerlendirmeye yönelen NATO'nun, geleneksel sorumluluk sahasının ötesinde yürütülecek barışı destekleme ve istikrarı sağlama misyonlarını da dikkate almaya başladığı gözlemleniyor.
Bu çerçevede Afganistan'daki istikrar misyonunun genişletilmesi kararı 2004 İstanbul Zirvesi'ne damga vururken, zirvede, Irak'ta güvenlik güçlerine eğitim desteği fikri de oluştu.
Ortaklıklarını da genişletme kararı alan NATO, zirve kapsamında İstanbul İşbirliği Girişimi'ni (İİG) başlatarak Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Birleşik Arap Emirlikleri'yle işbirliğini genişletmeye başladı.
Zirvede aynı zamanda "İttifakın geleneksel savunmadan küresel güvenlik ve kriz yönetimi kapasitesine evrilmesi" gerektiği teyit edildi.
Tüm bu gelişmeler, 2004 İstanbul Zirvesi'nin NATO'nun kolektif savunma ittifakından küresel güvenlik aktörüne dönüşümü bağlamında dönüm noktası olarak anılmasına yol açtı.
22 yılda köklü değişimler
Türkiye 22 yıl sonra ittifaka tekrar ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, bu zaman zarfında jeopolitik bağlamda NATO'yu temelden etkileyen köklü değişimler yaşandığı görülüyor.
Bu süreçte, Afganistan'daki uzun süreli savaş, Irak Savaşı'nın yarattığı transatlantik bölünme, Rusya'nın Gürcistan'ı işgaliyle birlikte Avrupa'nın Moskova'yla ilişkilerindeki ilk büyük kırılma, Libya'daki gelişmeler, DEAŞ ve küresel terör tehdidinin yükselmesi, Rusya'nın Kırım'ı ilhakı, yükselen Çin, Rusya-Ukrayna Savaşı, Orta Doğu'daki gelişmeler ile hibrit tehditler ittifakı doğrudan etkileyen temel sınamalar olarak ön plana çıkıyor.
NATO'nun aradan geçen bu 22 yıl içinde daha da genişleyerek ve yeni iç ve dış sınamalarla mücadele etmek için kendini güncelleyerek ve uyarlayarak Ankara'ya gittiği görülüyor.
Transatlantik ilişkilerde gerilim arttı
Tüm bu sınamaların yanı sıra Donald Trump yönetiminin, ABD'nin esasen uzun yıllardır dile getirdiği "külfet paylaşımı" konusunda daha da ısrarcı olması ve artık ABD'den Avrupa'ya "külfet aktarımından" bahsetmeye başlaması, transatlantik ilişkilerde gerginliğe yol açtı.
ABD Başkanı Trump ilk ve şimdiki başkanlık dönemlerinde müttefikler arasında külfetin orantısız dağılımını sert ifadelerle eleştirirken, zaman zaman da tehditkar bir üslup kullandı.
ABD yönetiminin NATO üyesi Danimarka'ya bağlı özerk bir bölge olan Grönland'ı "satın alma" fikrini sıklıkla dile getirmesi de ittifakın geleceğinin sorgulanmasını pekiştirdi.
ABD ve İsrail'in İran'a saldırısı sonrasında Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer serbestisinin aksamasının ardından Washington'un müttefikleri "yeterli destek vermemekle" suçlaması da transatlantik ilişkilerde önemli kırılma noktalarından birini oluşturdu.
Ankara Zirvesi'nden beklenti büyük
Bu konjonktürde Ankara'da gerçekleşecek NATO Zirvesi'nden en büyük beklenti, ittifakın hala birlik içinde ve güçlü bir şekilde hareket edebileceğini göstermesi olacak.
ABD'nin tüm eleştiri ve tehditkar tavrına rağmen NATO'ya bağlılığını göstermesi ve hatta Başkan Trump'ın bizzat zirveye katılmasının beklenmesi, müttefikler arasında güven inşası için kritik öneme sahip olacak.
ABD yönetimi, son dönemde NATO'nun "fabrika ayarlarına" dönmesini isterken, Soğuk Savaş sonrası dönemde ortaklıklar geliştirerek küresel güvenlik aktörüne dönüşen ittifakı "NATO 2.0" olarak tanımlayarak artık "3.0" versiyonuna geçilmesini, bunun da Soğuk Savaş dönemindeki kolektif savunmaya odaklı "NATO 1.0"a benzemesi gerektiğini savunuyor.
Diğer taraftan, ABD, "NATO 3.0"ın öncülüğünü Avrupa'nın yürütmesini istiyor.
ABD, Avrupa'ya sağladığı kuvvet ve yetenekleri azaltmayı öngörüyor ve Avrupalı müttefiklerin "külfet aktarımı" çerçevesinde daha fazla sorumluluk almasını talep ediyor.
Bu çerçevede müttefikler, Lahey Zirvesi'nde savunma harcamalarını 2035'e kadar Gayri Safi Yurtiçi Hasılaları'nın yüzde 5'ine çıkarmayı kabul etmişti. Üye ülkeler, savunma harcamalarının yüzde 3,5'ini çekirdek savunmaya, yüzde 1,5'ini ise daha geniş güvenlik yatırımlarına ayırmayı taahhüt etmişti.
Ankara Zirvesi'nde, savunma harcamaları bağlamında kaydedilen ilerlemeyle birlikte, bu harcamaların somut askeri yeteneklere dönüştürülmesine odaklanılması, bunun doğal bir uzantısı olarak üye ülkelerin savunma sanayi alanında kapasite, inovasyon ve işbirliğini geliştirme taahhütlerini hayata geçirme çağrısının da yer alması bekleniyor.
Ukrayna'ya desteğin sürmesinin de zirvenin önemli gündem maddeleri arasında olması beklenirken, ABD-İran müzakerelerinin hala sonuçlanmamış olması halinde özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmelerin de ele alınması muhtemel görülüyor.
Zirveye NATO'nun ortaklarından da katılım bekleniyor. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ve AB yetkililerinin yanı sıra NATO'nun Asya-Pasifik'teki ortakları olan Japonya, Güney Kore, Avustralya ve Yeni Zelanda ile 2004 İstanbul Zirvesi'nde tesis edilen İİG ortaklarından da katılım öngörülüyor.
2004 İstanbul Zirvesi'nin "NATO 1.0"dan "NATO 2.0"a geçişi perçinlediği gibi, 2026 Ankara Zirvesi'nin de "NATO 3.0" versiyonunun şekillenmesine vesile olması bekleniyor.
"Zirvenin Türkiye'de yapılması hem siyasi hem de sembolik anlam taşıyor"
Merkezi ABD'de bulunan düşünce kuruluşu German Marshall Fund'ın (GMF) Başkan Danışmanı ve Brüksel Sorumlusu Ian Lesser, AA muhabirine yaptığı açıklamada, "Zirvenin Türkiye'de yapılması, hem siyasi hem de sembolik anlam taşıyor. Ankara, NATO için vazgeçilmez ve kilit bir müttefiktir." ifadesini kullandı.
NATO içinde Türkiye'nin öneminin kabul edildiğine dikkati çeken Lesser, "Türkiye, hem ittifakın askeri kapasitesine önemli katkılar sağlayan büyük bir müttefik hem de NATO açısından kritik bölgelerde güvenlik riskleriyle karşı karşıya olan bir ülke." değerlendirmesinde bulundu.
Lesser, Türkiye'nin birçok bölgede NATO'ya katkı sağlayabildiğini ancak aynı zamanda müttefiklerinden güvenlik taahhütleri ve güvenceler de beklediğini belirtti.
"NATO daha geleneksel görevlerine odaklanmaya dönüyor"
İstanbul'daki NATO Zirvesi'nin gündem maddesinin büyük ölçüde Afganistan olduğunu ve o dönemde ittifakın stratejisinin Avrupa dışındaki bölgelerde yürütülen seferi operasyonlar ve kriz yönetimi faaliyetleri etrafında şekillendiğini belirten Lesser, "Şimdi ise tamamen farklı bir dünyadayız. Bir bakıma yeniden başlangıç noktasına dönmüş durumdayız. Bu meseleler hala önemini korusa da artık düşünce yapısı daha çok toprak savunması ve büyük rakipleri caydırma üzerine kurulu. Yani NATO, daha geleneksel görevlerine odaklanmaya dönüyor." değerlendirmesinde bulundu.
Lesser, hem siyasi hem de stratejik açıdan bakıldığında, ittifak genelindeki savunma harcamalarının artırılması yönündeki taahhütlerin son derece önemli olduğuna dikkati çekti.
Bunun, Rusya'nın oluşturduğu tehditler ve Ukrayna'daki savaş bağlamında büyük önem taşıdığını belirten Lesser, şunları kaydetti:
“Ancak aynı zamanda Atlantik'in öte yakasından gelen siyasi baskılar nedeniyle de kritik. Külfet paylaşımı konusundaki eleştirilere yanıt verme gerekliliği artık herkes tarafından kabul edilmiş durumda. NATO bu konuda önemli adımlar attı. Ancak müttefiklerin belirlenen hedefleri ne ölçüde yerine getireceği konusunda hala soru işaretleri bulunuyor. NATO'nun Avrupalı üyeleri daha fazla harcayacak ve daha fazla sorumluluk üstlenecek. Ancak bu kaynaklar tam olarak neye harcanacak?”
"Zirve uluslararası güvenlik açısından kritik bir dönemde gerçekleşecek"
Lesser, savunma inovasyonu, yeni teknolojiler ve son çatışmalardan çıkarılan derslerin savunma yatırımlarına nasıl yansıtılacağı hususlarının Ankara Zirvesi'nin en önemli başlıklarından biri olacağını belirterek, "Bu zirvenin uluslararası güvenlik açısından kritik bir dönemde gerçekleştirildiğini düşünüyorum." diye konuştu.
Zirvede Avrupa'nın caydırıcılık ve savunma kapasitesi, Ukrayna'ya destek, Orta Doğu'daki gelişmeler ile hava ve füze savunması konularının da gündemde olacağını kaydeden Lesser, "2004 İstanbul Zirvesi büyük ölçüde NATO'nun 'alan dışı' operasyonlarına odaklanmıştı. Bu zirve de bu tür meselelerden tamamen kaçamayacak." değerlendirmesinde bulundu.
AA